‘Y’ Haberler

Subscribe to RSS feed

BU ERKEKLERİN KATLİ VACİP!!! (Perihan Reyhan Alkan)

Çarşamba, Mart 10, 2010 16:16

Kadın programlarına rastlıyorum kanal gezinirken, her sabahki rutin ev işleri yanı sıra ses olsun bir yandan, takılıp kalıyorum bazen de. İçim daralıyor, ama adam sen de diyemiyorum, yara çünkü! Hem de çok büyük yara kadınlarımızın hali! Bu üzücü, kahredici gerçekleri de yaşatan maalesef erkeklerimiz, katli vacip olan erkeklerimiz!

KORKUNUN PANZEHİRİ CESARETTİR !!! (NEŞECAN KURUOĞLU)

Pazar, Mart 7, 2010 16:47

Öncelikle tüm kadınların “EMEKÇİ KADINLAR GÜNÜ”’nü, yürekten kutluyorum. Hele hele emek veren, üreten kadınları kucaklamak istiyorum. Bu günün önemi de burada gizlidir ya zaten... New York’lu kadın işçilerin direnişi ve özgürlük mücadelesi sonucunda, polisin olaya müdahale etmesiyle 129 kadın işçi darp edilmiş ve kapatıldıkları fabrikada yanarak ölmüşlerdir. Böylece 8 Mart 1857, tarihe kadın işçilerin ilk kitlesel grevi olarak geçmiştir. 129 kadın işçinin toprağı bol olsun.

Kolaj tekniği (MAHİR KAYNAK)

Salı, Mart 2, 2010 10:25

Rastgele fotoğraflardan parçalar kesip onları bir araya getirerek bir resim yapılabilir. Bu parçalar birbiriyle ve ortaya çıkan resimle tamamen ilgisiz olabilir. Buna kolaj tekniği deniyor. Yaşadığımız sürecin böyle bir teknikle hazırlanmış belgelere dayanmış olacağından şüphe edilebilir. Şu sorular hala cevapsız: Bundan yedi yıl önce kim Ordu içinde yazılanları ve konuşulanları kaydetti? Amacı neydi? Bu amaç yedi yıl sonra bunları ortaya çıkararak bugünkü süreci başlatmak mıydı yoksa başka bir amaçla toplanan bu belgeler sonradan kolaj tekniğiyle birleştirilip yeni bir resim mi ortaya çıkarıldı?

“Panik atak” hastası Tarkan’a geçmiş olsun (SELAHATTİN DUMAN)

Salı, Mart 2, 2010 7:42

On yıldır müzikte dünya çapında patlama yapmasını beklediğimiz Tarkan’ın panik atak hastası çıkması, bana kokainle yakalanmasından daha fazla koydu.. Eğer Tarkan’ın belini bu amansız hastalık bükmeseydi şimdi Ricky Martin onun arkasında vokal yapıyordu.. Bono da dizinin dibinde tef çalıyordu.. Tarkan’ın üzerinde bir miktar kokainle yakalanması gündeme bomba gibi düştü.. Memleket zaptiyesi gayrete gelmişti.. Yevmi olarak ortalama üç orgeneral, iki korgeneral, bir miktar da albay,

Büyük Tatar sürgününün son şahidi! (ZAFER ÖZCAN)

Pazartesi, Mart 1, 2010 13:56

18 Mayıs 1944, Kırım Tatarları’nın derin travmasının başladığı gündür. Stalin’in emriyle bir gece evinden binlerce kilometre uzağa gitmek zorunda kalan Ahtem Amca, büyük sürgünün son şahitlerinden. ‘Dünyanın boynuna asılmış şık bir kolye gibi duruyor’ deniliyor Kırım için. Haritaya baktığınızda gerçekten de o havayı veren bir coğrafi yapı görmek mümkün. Ancak ana karaya, her an kopacakmış gibi ince görünen iki hatla bağlı bir yarımada burası. Coğrafyası kadar tarihi de çok ilginç ayrıntılarla

BAŞPARMAK (1928- AHMET HAŞİM)

Salı, Şubat 23, 2010 15:30

İnsanın en asil organı hangisidir diye sorsalar hepimizin vereceği cevap budur: Beyin! Halbuki, beyinden daha yüksek ve hatta insanı diğer mahluklardan ayıran ve onu bütün hayvanlara nazaran üstün bir mevki ye çıkaran beyin değil, yalnızca elinin başparmağı imiş. Başparmağın öteki parmaklarla birleşip iş görebilecek bir durumda olmasıdır ki insana asırlar üzerinde üstünlük kurma imkanı veriyor. Bunu söyleyen doğa tarihidir. Gerçekten birçok hayvanın parmakları yoktur. Parmakları oluşanlarda ise başparmak, insanlarda olduğu gibi elin öteki parmaklarıyla uyum sağlayamadığından, yararlı bir iş görecek durumda değildir. İlk insan, zekasıyla değil, sırf elinin şekillenişinden dolayı taştan bir balta yapmayı başarmış, ağaç dallarını kesmiş ve mağara dışında, güneş ve gök altında, ilk mimarlık yapıtını ortaya koyabilmiştir. İnsan uygarlığını başlatan, çekici ve testereyi tutan eldir.

YANLIŞ EĞİTTİLER BİZİ!!!(Kamil Şengönül- Perihan Reyhan Alkan)

Pazartesi, Şubat 22, 2010 13:07

Evet, hem de çok yanlış. Yanlış şarkılar öğrettiler, yanlış filmlerdi izlettikleri, masallarımız da yanlış, öğütler, örnekler hep yanlıştı. Masallar dinledik, öğrenince okumayı kendimiz okuduk. Murada eriliyordu mutlaka, mutlaka iyiler kazanıyordu sonuçta ve kötü...ler mutlaka bir şekilde buluyordu cezalarını. Annelerimiz; yalanın kötü olduğunu öğretti, her konuda, her koşulda, doğruyu söylemeyi, doğru olanı yapmayı öğretti. Olsun dedi, varsın olsun, sen doğru çizginden şaşma, utanır o bir gün yaptığı ayıptan, gelir özür diler üstelik, hem örnek olmalısın çizginden şaşmayarak, uyma sen ona, gerekirse öbür yanağını da uzat tokat atarsa. Varsın taş atsın, sen devam et ekmek atmaya. İstersen denize at, ama yapmaktan vazgeçme iyiliği, varsın bilmesin, Halik bilir dedi. Onuru öğretti, erdemi, haysiyeti, şerefi, insanlığı ve gereklerini. Aferinler aldık uydukça öğütlere, akıllı uslu kızlar, erkek çocuklar olduk. Okula başladık istiklal marşı eşliğinde,

GÜVEN (KAMİL ŞENGÖNÜL- CEM KAAN ÖRNEK)

Pazar, Şubat 21, 2010 6:18

Sevdiğin kadar yaşarsın bu hayatta. Hayata sadece sevdiğin zamanlarda dokunursun. Toplu iğne bile batınca farklı acıtır sen severken. Severken insan yaşamaktan başka bir tad alır. Sevmediğin zamanlarda sadece nefes alırsın. Sanki emanet bedenini seveceğin zamanlara taşımak ister gibi zaman öldürürsün. Günler geçsin istersin, ama günler neden geçer bilmezsin. Sevmek hayatı anlamlı kılar. Sevmek zordur diken gibi, herkes sevilmez. Sevgi bir kapıyı çalmak için yanında iki kardeşini, saygıyı ve güveni görmek ister. Üçünün arkasında ise sevişmek vardır. Sevişmek hepsini birden iteler arkadan kapıya doğru. 4''ü birden bir araya gelince işte orda aşk olur. Aşk kapıyı çalmaz, kapıya yüklenir açmak için. Aşk o kadar nadir uğrar ki, aşk kapıyı çalınca, dondurmaya bakan yaramaz çocuklar gibi yelkenlerini suya indirirsin. Genelde aşkı görünce yüklenmeyi beklemez kapı kendiliğinden açılır.

ANNE KİMDİR / NEDİR? (KAMİL ŞENGÖNÜL)

Cuma, Şubat 19, 2010 22:15

ANNE, dunyada karsilik beklemeden borek yapan tek insandir .... karsiliksiz sevginin ete kemige burunmus halidir ! ne kadar uzsen de 10 dakka sonra seni affeden zarif bir turdur, yarasin diye muhallebinin icine ciger katarak cocuguna yediren manyaklik derecesinde yaraticidir, dali'dir, yemek yemeyen cocugun dikkatini cekmek icin elindeki tencere ve tavalarla maymunluk yapabilen kisidir, kafayi cocuklariyla bozmus, gobek bagi kopsa da yurek bagi asla kopmayan, sevgi dolu fedakar insan disisidir bulasik, utu, vb yaparkene bile automatik olarak cene calan, kendi kendine konusan, anne ne diyon dediginizde "sen kendi isine bak, bi de senle ugrasmayayim" seklinde asortik cevaplar verendir, ulen eve bi saat gec gelsek vir vir vir seklinde kari dirdiri denen mereti erkeklere daha kucukten belletendir, yemek uzmani, duzen insani, bilgili, kulturlu - her seyi bilen sahsiyetdir,

Orgeneral Berk ve 3. Ordu’nun sırrı (KURTULUŞ TAYİZ)

Cuma, Şubat 19, 2010 15:35

Savcı Osman Şanal ile birlikte dört özel yetkili savcının Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun (HSYK) hışmına uğramasının görünen nedeni, Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner’in tutuklanması. HSYK’yı harekete geçiren olay Başsavcı Cihaner’in tutuklanmasıysa, tepkinin hedefinde sadece savcılar değil hâkimler de olmalıydı. Çünkü tutuklama kararını veren hâkimler. HSYK’nın aldığı kararı değerlendiren hukukçular şu konuda hemfikir; birincisi savcılar hakkında ön inceleme veya soruşturma başlatılmadan yetkileri ellerinden alınamaz. İkincisi, CMK’nın 250. maddesine göre birinci sınıf hâkimler Yargıtay’da yargılanır ama soruşturmayı savcılar yapar. Peki, son iki gündür ciddi hiçbir hukukçunun savunamadığı kararı HSYK, neden bir gece yarısı, jet hızıyla, bu gerçekleri gözardı ederek alma gereğini duydu.

ALIN SİZE SU (HAMİT N. YAĞCI)

Perşembe, Şubat 18, 2010 15:39

Çok muhterem okurlarım. Alın size su. Su su diye diye memleketi inlettiniz. Muhterem belediyemiz gece gündüz çalıştılar, taze boruları döşediler, musluklarınıza kadar getirdiler. Daha ne istiyorsunuz ya hu? Efendim çok muhterem başkanımız Sayın Sedat Pekel beyefendi hazretleri, bir şeyler olmasın diye su borularının başından ayrılmayıp, gece gündüz nöbet tuttular. Bizim için çalışıp, çabaladılar. Allah onu bizim başımızdan eksik etmesin. Bizi bol suya kavuşturan çok muhterem belediye başkanım Sayın Sedat Pekel beyefendi hazretlerinin ellerinden öper, her zaman emirlerini beklerim efendim. Ooo… o da ne? Efendim bir anda kulaklarım çınlamaya başladı. Yine birileri bizi anıyor galiba. Ha! Sular mı kesilmiş? Şaka mı? Aaa… kim kesmiş? Yaaa… ne yapsın efendim muhterem başkanımız ne yapsın? Ooo… gene kulaklarım çınlamaya başladı.

ABDÜLHAMİT’İN YANIBAŞINDAKİ CASUS

Çarşamba, Şubat 17, 2010 15:28

II. Abdülhamit'in yanına kadar çıkmayı, onunla aynı sofrada yemek yemeyi başaran kişi 'Reşit Efendi' (Mr.Vambery'dir). Peki Abdülhamit kadar vesveseli ve şüpheci bir Padişah'ın yanı başındaki casusu fark etmemesi mümkün mü? Bu sorunun cevabı hem Osmanlı hem de 30 yıl imparatorluğun parçalanmasını önlemeyi başaran Abdülhamit'in diplomasiye yaklaşımını gösteriyor. Vambery'nin ifadesiyle 'Bakir Siyaseti'… 'Reşit Efendi' adıyla derviş kılığında tüm Asya'yı dolaşan İngiliz casusu Mr. Vambery'nin hayatını ve mektupları son dönem Osmanlı politikasına dair önemli ipuçları veriyor… Mr. Vampery, Osmanlı'nın sosyal yapısıyla ilgili görüşlerini ise şu satırlarla anlatıyor: "Türkiye'de doğuştan kan aristokrasisi yoktur. Aşağı tabakadan bir kişi de yetenekleri sayesinde sosyal merdivenleri tırmanabilir. Bir sadrazam olabilir" Padişah tuğrası olmadan Orta Asya'da dolaşsa asla hayatta kalamayacağını söylerken İngiltere'ye şu mesajı vermiş oluyor:

BANDIRMA’DA NELER OLUYOR!? (ENGİN ARICAN)

Pazartesi, Şubat 15, 2010 20:33

Bandırma, geçtiğimiz haftayı hareketli yaşadı ve görünen o ki, geçtiğimiz haftanın hareketliliği bu haftaya da taşınacak. Birincisi, Gönen hattındaki su arızası ve su kesintisi Bandırma’nın bir hafta susuz kalmasını beraberinde getirdi ve Cumartesi akşamından itibaren kente su verilmeye başlandı. Su kesintisi nedeniyle Bandırma’da ilk defa ilk ve orta dereceli okullar tatil edilirken, Bandırma, su konusundaki rezilliği ile görsel ve yazılı basının haber konusu oldu. İkincisi, kamuoyunda “Belediye İhale Operasyonu” olarak bilinen ve 2’si belediye personeli toplam 7 kişinin tutuklu yargılandığı davanın 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüşülmesine başlandı. Hukuksal anlamda ciddi tartışmaların yaşandığı ve telefon dinlemeleri ile oluşmuş iddianame tutuklu sanık ve avukatların tahliye talepleri ile geçerken, mahkeme hukuksal anlamda tartışmalı kararları

BANDIRMA’LILAR TEDİRGİN VE TEPKİLİ

Pazar, Şubat 14, 2010 13:15

Pazartesi pazarı girişinde yaşanan silahlı çatışmanın yankıları sürüyor. Bandırmalılar tedirgin ve tepkili. Bandırma’da Pazartesi pazanı girişinde yaşanan iki grup arasında çıkan kavgada 6 kişi tabancayla vurularak yaralandı. Kavga sırasında olay yerinden geçmekte olan bir kişi, kalp krizi geçirerek kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdi. Alınan bilgiye göre, ilçede faaliyet gösteren bir otobüs firmasının sahibi Ali A’nın kardeşi İsa A.(45), iş yerinin önüne otomobilini park ettiği gerekçesiyle bölgede seyyar satıcılık yapan Gıyasettin D. (45) ile tartıştı. İkili arasında başlayan daha sonra Hasip K. (38), Abdullah G. (41), İhsan K. (32) Ali A. ve Fesih T’nin de karıştığı tartışma, kısa sürede kavgaya dönüştü. Kavgada, iki grubun birbirlerine tabancayla ateş etmesi sonucu İsa A, Gıyasettin D, Hasip K, Abdullah G ve İlhan K. ile bu sırada olay

DÜNYANIN İLK AŞK MEKTUBU

Cumartesi, Şubat 13, 2010 17:12

Milattan önce 2300 2500 yılları arasında Mezopotamya'da yaşayan ve şahane bir güzelliğe sahip olan Enlil adında Sümerli bir rahibe, Kral Su-Sin'e aşıktı. Sümerlilerin yeni sene bayramında, tesadüfen kralın gözüne çarparak onunla evlenmeğe muvaffak oldu. Evlendiği gün de aşk ateşi ile, sevgilisi krala bir şiir yazdı. Gerçek sevginin sembolü olan şiir sarayda o kadar beğenildi ki, daha sonra o devrin en ünlü musiki üstatları tarafından bestelendi ve kısa zamanda halk arasına kadar yayılarak ebedileşti. Aşkını taşlara kazıtan güzel rahibe Enlil mektubunda şöyle yazıyor:*** Güveyi, kalbimin sevgilisi,*** Senin güzelliğin fazladır, bal gibi tatlı *** Beni büyüledin,*** Senin önünde titreyerek durayım,*** Güveyi, seni okşayayım,*** Benim kıymetli okşayışım baldan hoştur,*** Bağışla bana okşayışlarını, *** Benim beyim Tanrım,*** Benim beyim baygınlığım,*** Enlil'in kalbini memnun eden Su-Sin'im,*** Bağışla bana okşayışlarını.

EN BÜYÜK BJK (HAMİT N. YAĞCI)

EN BÜYÜK BJK (HAMİT N. YAĞCI)

Cuma, Şubat 12, 2010 22:13

Efendim, geçen hafta Ankara'daydım. Gezdim, dolandım, başkentin tadını çıkardım. Akşam olunca da beş yıldızlı otelde konakladım; ertesi gün İstanbul'a geçtim. Geçerim efendim, geçerim: ben koyu bir kara kartal taraftarıyım. Beşiktaş ilçesindeki Akaretler'de kaldım, yaşadım da yaşadım. Sonra kongreye iştirak ettim. Orada bir de ne göreyim efendim? Bizim çok muhterem milletvekilimiz Cemal Öztaylan beyefendi hazretleri de orada değiller mi? Aaa… aaa… o da ne? Karşı tarafta bizim çok muhterem belediye başkanımız Sayın Sedat Pekel beyefendi hazretleri de yerlerini almışlar mı? Aman efendim aman, ne büyük, ne muhteşem bir manzara… hep birlikte tezahüratlar… "En büyük BJK bizim BJK" … yer gök sallandılar efendim. On bin üyenin katılımını düşünün efendim, her yer siyah beyaz. Bir taraftan muhterem vekilimiz "Siyah" diye bağırıyor, öte taraftan muhterem başkanımız "Beyaz" diye bağırıyor…

SAYIN BAŞKAN. BU, SU MESELESİNDE, YALAKALARINIZ, SİZE YALAMALIK ETMEK ADINA HALKA YALAN SÖYLÜYORLAR!

Cuma, Şubat 12, 2010 14:00

(BU YAZIYI DÜN GECE SAAT 22 DE YAYIMLADIK, OKUYANLARINIZ OLMUŞTUR) BELEDİYE'YE, SAAT 16 DAN SONRA TAM 10 KİŞİYE TELEFON ETTİRDİK. HEPSİNE VERİLEN YANIT, SUYUN, BELKİ CUMARTESİ VERİLEBİLECEĞİ ŞEKLİNDEYDİ. OYSA, SİZİN BAYRAKTARLIĞINIZI YAPAN GAZETESİ OLMAYAN BİR SİTE, SULARIN YARIN VERİLECEĞİNİ MANŞETİNE TAŞIMIŞ, SİZİN RESMİNİZ YETMEMİŞ, YANINIZADA KAYMAKAM VE EMNİYET MÜDÜRÜNÜNDE RESMİNİ KOYMUŞ!!! ÖNCEKİ HABERLERİNDE DE SÖYLENEN GÜNLERDE SULAR AKMADIĞINDA, HİÇ BİR ŞEY YOKMUŞCASINA O HABERLERİ SİLEREK YAYININA DEVAM ETMİŞTİ BU DEDİĞİMİZ SİTE! BU AYIPTIR, MİLLETLE BÖYLESİNE OYNAMAK GÜNAHTIRDA!!! YARIN DA BU BAYRAKTARINIZ OLAN SİTE, ÖĞLEDEN SONRA ŞUNU DİYECEK: SU VERİLDİ AMA GELMESİ 24 SAATİ BULABİLİR. BUNLAR, SİZİ VE YÖNETİMİNİZİ ÇOK HIRPALIYOR SAYIN BAŞKAN. NEREDEYSE HİÇ CİDDİYE ALINIRLIĞINIZ KALMADI DİYEBİLİRİM, BU YALAMALIK KOKAN HABERLER YÜZÜNDEN...

Irak: Öldürmek İçin Sebep Çok, Peki Yaşatmak İçin? (İHSAN BAL)

Perşembe, Şubat 11, 2010 15:51

Irak’ın işgalinin üzerinden geçen yedi sene içerisinde ölü sayısı -farklı kuruluşlara göre değişmekle birlikte- yüz binleri buluyor; yaralılar ve göçe zorlananlar ise milyonlarla ifade ediliyor. Irak’ta geçen sene şiddet oranlarında göreli bir düşüş yaşansa bile durum hiç de parlak gözükmüyor. Devlet inşası süreci başarısız olduğu için ortada çok ciddi güvenlik boşlukları bulunuyor. Tüm bunların yanında Amerika’nın Irak’tan çekilecek olması, gelecekte yeni istikrarsızlıkların doğması bakımından bir başka sorunu oluşturuyor. 2003’te diktatör Saddam Hüseyin’i deviren Amerikan güçleri, bunca yıla rağmen Irak’ın yeniden inşasında ciddi bir yol kat edemedi. Bırakınız istikrarın sağlanmasını, Iraklılar neredeyse Saddam Hüseyin’i arar hale geldiler ‘Yağmurdan kaçarken doluya tutulmak’ tabiri, Irak halkının bugünkü trajik durumu için icat edilmiş olsa gerek.

BANDIRMA’NIN BUGÜNÜ (M.GÜVEN KARAHAN)

Çarşamba, Şubat 10, 2010 14:50

1964'lerde, bir kez görüp vurulduğum Bandırma'm. Bugün senden eser yok. Ey varlık içinde yokluk çeken Bandırma'm! Seni Kerbela'ya döndürenler geçmişi suçluyor. Geçmişin suçlanacak yerlerini suçlasalar amenna. Bilmiyor ki onlar, sorunun geçmişini, bilseler de unutmuşlar galiba. Sonra geçmişin, bu sorunda, ne kabahati varsa. Şunu unutuyorlar! Bugün eleştirdikleri o geçmiş var ya o geçmiş, Bandırma'mıza belki de Türkiye'mizin en iyi " İçme- Kullanma Suyu Tesislerini" hediye etti. Yönetenler yalnız çenelerini kullanmaktan dolayı harcadıkları enerjiyi, görevleri için kullansalar, belki sorun çözüme kavuşacak, bilmiyorlar. Kendilerini dev aynasında görüyor bunlar. Eskilerin tabiriyle "Burnundan kıl aldırmıyor" mübarekler.Neredeyse iki ay olacak beyefendiler! Hala lak lakla uğraşmaktan vazgeçin.

Dini bilmeyenlerin laik olabilmesi mümkün müdür? (ATILGAN BAYAR)

Çarşamba, Şubat 10, 2010 14:03

Laikler için din bilgisi Dünkü 'tanrı mı, Allah mı' yazısını yazmadan önce twitter'da küçük bir tartışma başlattım. Ve bir gerçeği çıplak gözle izleyebildim. Türkiye'de gençler, inançları her ne olursa olsun din ve din/lerin temel kavramları konusunda çok eğitimsiz bırakılmışlar. Laiklik konusunda çok hassas olduğunu söyleyenler, 'tanrı' kelimesinin bir cins isim olduğunu, Müslüman bireylerin Allah demeleri gerektiğini ifade etmeme çok şaşırdılar. Tartışmada dindar olduğunu söyleyenlerin çoğu ise, gündeme kışlalardaki yemek duasında 'tanrımıza hamdolsun' denmesinin yanlış olduğunu, 'Allahım'a hamdolsun' denilmesi gerektiğini söyledi. Sanırım dünkü yazıda, tanrı kelimesinin bir cins isim olduğunu, her dinin tanrı veya tanrılarının bulunabildiğini, yalnız başına tanrı kelimesinin belirgin bir tek ilaha işaret etmediğini anlatabilmişimdir. Kışlalardaki yemek dualarına gelince...

BANDIRMA ARTIK UYAN!!!(1) (Engin ARICAN)

Salı, Şubat 9, 2010 13:13

Bandırma’da 2009 yılının son günlerinde başlayan su arızaları ve su kesintileri 2010 yılının ilk ayları ile devam ediyor. Öyle ki, Bandırma artık susuzluğu ve sonuçlarıyla Türkiye’nin gündeminde. Haber kanalları kentin belediye başkanı ile susuzluğumuz üzerine canlı bağlantılar yaparken, belediye su onarımının olduğu Kumköy regülatörüne araç seferleri gerçekleştiriyor. Bunun adı rezilliktir ve bu kenti yönetenler, her ne kadar bu rezilliği caf caflı ve iddialı laflarla cilalamaya çalışırlarsa çalışsınlar hikayedir. Bu hikayenin adım adım bir susuzluk romanına evrilmesi, hatta televizyonlardaki Brezilya dizilerini artık aratmayan yerli dizilerle boy ölçüşmesi yakındır. Bunu neden yazıyoruz. Çünkü,. önce yaşanan olayın adını ciddiyetle ve samimiyetle koyacaksınız. Yukarıda ifade ettiğimiz gibi, bunun adı susuzluk rezilliğidir..! OLAYIN ADI REZİLLİKTİR!!!

Ece Temelkuran’ın Gazete HABERTÜRK’teki ilk yazısı

Pazartesi, Şubat 8, 2010 15:37

MERHABA. Tanışalım. Dilerseniz şöyle yapalım, önce ben biraz kendimden söz edeyim. Baktınız hoşunuza gitti, belki siz de biraz kendinizden bahsedersiniz. Tanışmış oluruz. Tanışmak iyidir nereden baksan. Ya bir ihtimal daha elenir hayattan ya da bakarsın, belli mi olur canım, iyi bir şey de çıkabilir bu işin altından. ***** Hakkımda türlü cilalı rivayet vardır, kulak asmayın. Ben, yeryüzü kayıtları tutan biriyim. “Hakikat işçisi” deyin, “yazı gündelikçisi” deyin. Bakarsın bir gün gelir, şu enayi insanlığın durumu biraz olsun iyileşir diye kâh efkârla, kâh neşeyle bekleyen biriyim. Söyleyeyim de yükü kalksın üzerimden. Televizyonda reklamlarımı yaptılar sağolsunlar, o kadar da “dünyayı kurtaran kadın” olmayabilirim. Kafam bozulduğunda sadece ağaçlara ve çocukların espri yeteneğine inanan biriyim. Ve ben de tıpkı sizin gibi, ancak şansım yaver giderse güzel fotoğraflarıma benzerim. ***** Epi topu iki kötü alışkanlığım var.

Berberlerin günahı ne? (HASAN KAÇAN)

Cumartesi, Şubat 6, 2010 18:02

Berberlik’ diye bir meslek vardır malumunuz. Pekii, ne iş yapar bu ‘berber’ denilen meslek erbabı? Traş ederler dii mi? Erkeklerin saçını, sakalını düzeltirler. Son tahlilde işleri, insanları ‘güzelleştirmek’tir. Bi dee... ‘Rektörlük’ var malumunuz. Pekii, ne iş yapar bu ‘rektör’ denilen meslek erbabı? Talebeler arasındaki genel kanı şudur; Rektör eşittir ‘Üniversite ağası’. Bizim bildigimiz ise, rektörler üniversiteleri idare ederler. Son tahlilde onların da işleri, talebeyi bilgi ile donandırarak ‘güzelleştirmek’tir. Haa bi de, siyaset ile uğraşır rektörler nedense. Bununla da yetinmez, siyasete müdahil olmaya kalkarlar. Üniversite bir nevi onların ülkesidir. Dört bir tarafı sınırlarla çevrili bu küçük ülkenin kralı, padişahı falan gibidirler. O yüzden bu babalar, yani rektörler ‘atanmış adamlar’ olduklarını unutup, ‘Nereye gidiyor ulan bu memleket?’ diyerekten tavır koyarlar. Yürürler. Miting yaparlar. Galeyan yaparlar. Helecan yaparlar. Çelenk yaparlar.

ŞEBEK DEĞİLİZ (NİHAT GENÇ)

Cuma, Şubat 5, 2010 15:01

AKP iktidarı aylardır kamuoyunu meşgul tuttuğu ‘açılım’ politikasını yüzüne gözüne bulaştırmışken yine Özalvari bir çalımla gündemi tümüyle değiştirecek ‘malum belgeyi’ ekranlara fırlattı. Oysa başbakan bir diktatör gibi ‘açılım’ı sil baştan yaparız diyerek yasalara karşı bir açıklama yapmıştır. Çünkü pişmanlık yasası yürürlüktedir ve isteyen istediği ülkeden elini kolunu sallayarak gelip pişmanlık yasasından faydalanabilir. Ancak başbakanımız, Almanya’dan gelmesini planladıkları teröristlere zaman uygun değil diye hukuku hiçe sayarak bir nevi ‘gelmeyin ulan’ narası atarak postasını koymuştur. Başbakanımız bir gizli ABD planı kahramanca devreye sokuyor diye yürürlükteki hukuku iptal etmeye ya da olmayan hukuku tek başına inşa etmeye hakkı yoktur. Pişmanlık yasası ortadayken başbakanın suç işlemiş hiçbir teröriste gelmeyin deme hakkına sahip değildir. Başbakanın süreci durdururuz dayılanması hepimize ‘PKK’yla el altından bir anlaşma yapıldığını’

ESKİ SAĞLIK BAKANI GÜVEN KARAHAN’IN SU SORUNU ÜZERİNE MUHTEŞEM SAPTAMALARI

Perşembe, Şubat 4, 2010 1:25

Bandırma'mız yıllar sonra, 25 Aralık 2009 tarihinde başlamak üzere 3.Ocak, 21 Ocak ve 25 Ocak 2010 tarihlerinde, kara kışın kendini hissettirdiği günlerde, ardı ardına su kesintilerini yaşadı. Konuyu bilen ya da bilmeyen kişiler, Belediye Başkanı ve CHP'yi eleştirmeye başladı. Şahsen CHP ve Belediye Başkanı hakkında yapılan eleştirileri yersiz buldum. Nedeni de, Belediye Başkanı ve CHP'nin, Bandırma içme ve kullanma suyunun yapımıyla ilgili bilgi birikimine sahip olmamasıdır. Ayrıca arızayı CHP ve Belediye Başkanı çıkarmış gibi, haksızca eleştirilerde bulunmak yanlıştır, hakça değildir. 3 Ocak'ta meydana gelen ikinci su kesintisinden sonra; Balıkesir Valiliğinden teknik ekip yanında jeologların gelip inceleme yapılacağını ifade eden Belediye Başkanı:" Yenice-Baraj Yolu güzergâhında çalışan ağır tonajlı TIR'ların heyelanı arttırdığını tespit ettiklerini ve TIR'ların Çan üzerinden taşıma yapmasının gerekli olduğunu belirtiyor.

TÜNEL (ÖZGÜN UYSAL)

TÜNEL (ÖZGÜN UYSAL)

Çarşamba, Şubat 3, 2010 16:17

Yolcu otobüsü Altıyüzevler’i geçmiş, Bandırma Otogarına yaklaşıyordu. Bursa Tıp Fakültesi’ne muayene olmaya gitmişti. Oturduğu koltuktan dikkatlice çevresine bakındı: -“Hiç de çocukluğumun geçtiği yerlere benzemiyor” diye düşündü. Yolun sağı solu evlerle dolmuştu, hatta fabrikalar bile vardı. Otobüs otogara girdiğinde içini büyük bir heyecan kaplamıştı. Kendisine göre iki gün önce, ama gerçekte otuz yıl önce verdiği sözü yerine getirmeliydi. Her şeyin umduğu gibi olmasını diledi. -“Otuz yıl mı?” diye geçirdi içinden ve dudaklarında garip bir gülümsemeyle “Galiba deliriyorum ya da her şey bir rüyadan ibaretti” diye düşündü. Henüz 29 yaşındaydı. -“Oysa ben o zaman daha doğmamıştım.” * * * 29 yaşındaki genç adam, bugün yaşadığı deneyimi düşünerek dalgın bir şekilde Bandırma’nın Aşağı İstasyon denen semtinden tünel istikametine doğru yürüyordu. Çok değil, daha bir saat önce ölümle yüz yüze gelmişti; neredeyse boğuluyordu.

ORADA HAZIR DURAN, TOPHİSAR SU HATTINDAN, NE CHP Lİ YÖNETİM BAHSEDİYOR, NE DE ESKİ AKPARTİ YÖNETİMİ?

Salı, Şubat 2, 2010 20:41

BANDIRMANIN NÜFUSU 70.000 OLANA DEK, KENTİN İHTİYACINI KARŞILAYABİLEN, AYNI ZAMANDA ŞEHİRİN HER İKİ UCUNDA BULUNAN ÇOK BÜYÜK SU DEPOLARINA DA BAĞLANTILI TOPHİSAR SU HATTINDAN SÖZLEŞMİŞ GİBİ, NE YÖNETİM BAHSEDİYOR NE MUHALEFET..! BU HAT NE OLDU? ETİBANK'A MI PEŞKEŞ ÇEKİLDİ, BANVİT'EMİ? KİMSEDEN TIK YOK ABİLER...DİYELİM BU PEŞKEŞ, AKPARTİ YÖNETİMİ ZAMANINDA GERÇEKLEŞTİ, ONLARIN BU YÜZDEN GIKI ÇIKMIYOR... ŞİMDİKİ YÖNETİM NİYE BU HAZIR HAT KONUSUNDA SESİNİ ÇIKARMAZDA, YENİ DEPO YAPIMI, YADA ALTERNATİF SU HATLARI ÜZERİNDE ISRARLA DURUR.? SAHİDEN MERAK EDİYORUZ DOĞRUSU..!

Türkiye’de Darbeler Dönemi Bitti mi? (SEDAT LAÇİNER)

Pazartesi, Şubat 1, 2010 18:26

Son dönemde bir yandan darbe planları gündemden inmezken, diğer taraftan şaşırtıcı bir şekilde askeri, sivili pek çok kişi Türkiye’de askeri darbeler döneminin kapandığını, bundan sonra hiç kimsenin darbe yapamayacağını iddia ediyor. Bu iddia sahiplerinin iddialarına en önemli dayanakları ise uluslararası konjonktrün değiştiği ve artık Soğuk Savaş yıllarında yaşamadığımız gerçeğidir. Belli ki bu görüşte olanlara göre ABD’nin istemediği bir durumda Türkiye’de darbe olamaz. Türkiye’nin kendine özgü dinamiklerini neredeyse yok sayan ve bir yönüyle de Türkiye’yi çok ağır bir şekilde aşağılayan bu bakış açısı bizleri büyük yanılgılara ve felaketlere götürebilir. Çünkü Türkiye’de askerin siyasete müdahalesinde uluslararası şartlardan çok, Türkiye’ye özgü dinamikler etkilidir.

GİZLİ DİL (AHMET ALTAN)

Pazar, Ocak 31, 2010 6:42

Ben ne zaman bu konuyu düşünsem aklıma hep Amarcord filmindeki o sahne gelir. Koca memeli bakkal kadın, köyün ufak oğlanlarından birini bakkal dükkanının arka tarafına çeker. Hayatında hiç çıplak kadın görmemiş oğlanın meraktan ve heyecandan fal taşı gibi açılmış gözleri önünde o inanılmaz büyüklükte ki memelerini çıkartır. Kendisine bakan küçük oğlanın ağzına verir memelerinden birini. Ve öfkeyle azarlar sonra oğlanı. - üflemeyeceksin salak, emeceksin. Kadınlarla erkeklerin konuşmalarının bir yerinde hep, ‘üflemeyeceksin salak emeceksin’ tuhaflığının yaşandığını düşünürüm. Kadınların bir şey söylediklerinde aslında başka bir şey söylemiş olabileceklerini kendim mi fark ettim, yoksa bunu bana bazen usulca, bazen sabırsızca sözleriyle kadınlar mı öğretti, şimdi tam çıkaramıyorum. Ama bir kadın, ‘ben üşüyorum dediğinde, bunun cevabının ‘üstüne bir şey al’, ‘istersen bir taksiye binelim’, ‘eve geldik zaten’ türünden bir söz olmadığını,

Bizim Darbelerimiz Farklı mıdır? (SEDAT LAÇİNER)

Cuma, Ocak 29, 2010 19:02

“Burası Türkiye, burada her şey olur, normaldir” sözü günlük konuşmalarımızda çok yaygındır. İlk bakışta eleştirel bir söz gibi dursa da asıl işlevi elbirliğiyle ürettiğimiz sorunları meşrulaştırmaktır. Hemen her ülkede yaşanan sorunlar bizde yaşandığı zaman sanki sadece bize özgüymüş gibi yansıtılır. Oysa ki sevabıyla günahıyla bu ülke de dünyalıdır. Tüm dünya bizi yıkmak için uğraşmadığı gibi, tüm dünya dostumuz da değildir. Ne trafik sorunu, ne de yolsuzluk bize özgüdür. Gelişmiş ülkeler vardır, gelişmemiş ülkeler de. Uğraşırsanız sorunlarınızı çözersiniz, uğraşmazsanız, bir de hatalarınızı “bizim şartlarımız özel” diyerek meşrulaştırırsanız aynı sorunlarla boğuşur durursunuz. Demokrasi kalitesi de sizin emeğinizin ürünüdür. İsterseniz Amerika olun, isterseniz Almanya. Bir 11 Eylül oluverir, yasalarınız sertleşir, hapishanelerinizden işkence sesleri yükselmeye başlar. Ta ki onurlu insanlar sesini yükseltene ve bedelini ödeyip mücadeleyi kazanana kadar.

Bir sitedeki haber başlığı şöyle: Sedat Pekel su için Ankara’da..!

Perşembe, Ocak 28, 2010 23:33

Bu başlığı yorumlamak istiyorum şimdi sizlere: 1- Su işinde bizim bilmediğimiz vahamette çok olumsuz gelişmeler var. (Eğer durum vahimse, Başkan, NEDEN 4 gün önce, bu konuda ‘adeta kamuoyu ile alay ederek’ alternatiflerini soran gazetecilere bırakın b yi yumuşak g planımız bile var yanıtını verdi. Demek arızanın tam olarak giderildiği konusunda kendisine teminat verilmiş, oda bu rahatlıkla beyanat verirken konu ile dalgasını geçebilmiş. Yani durum ‘arıza için söylüyorum’ öyle Ankara’lık falan değil) 2- Başkan suyu bahane ederek, belediyeler birliği toplantısına gitmiştir Ankara’ya. Bandırma halkı Sedat Pekel’i Belediyeler birliğine başkan seçmişte, hatır için Bandırma’ya uğruyor gibi bir hali var başkanın başından beri. Neredeyse haftanın 3 günü Ankara’da. ( İnsanların çoğu şu an, temizliklerin den de kendilerinden de geçtiler; en büyük sorun kombili evlerin ısınma problemi; Bebelerinin, çocuklarının, yaşlılarının canı derdine düştüler.

HAYDAR ABİDEN SUSUZLUĞUNUZA ÇARELER

Perşembe, Ocak 28, 2010 15:36

Su gelince daha çok yazarım. Şimdilik bu kadar. Bu arada Sabah Belediyeden kötü kokular geliyodu.Tuvaletler tıkanmış.Oysa üst katlarda Su işleri falanda var.Su işleride mi kurudu ne oldu böyle. Pazartesiye kadar gelmeyecek diyolar. İnşallah söylentidir.Yoksa dayanılacak gibi değil. Haydar Abiden Öneriler 1 - Bulaşıkları Bulaşık makinesine atın... 2 - Tüm tabak çanak kirlendiği için marketten plastik tabak,çatal,kaşık,bardak vs. alın... 3 - Para bolsa su firmalarından bolbol su sipariş edin... 4 - Para yoksa en yakın kuyu vb, Su kaynağını araştırın... 5 - Eğer kar yağmışsa,bu karı eriterek kullanabilirsiniz... 6 - Yemek ve Çay için gerekli suyu para vererek almaktan başka çare yok. Mikroplu pis suları bünyeye sokup. Hastanelerede para bayılmamak lazım... 7 - Teyemmüm abdesti almayı öğrenin. Camiilerin su depolarını boşaltmayın. Ölen olunca çok lazım oluyor...

2.KESİNTİDE 2 ELLERİ İLE BİR SU BORUSUNU TAMİR EDEMEDİLER DEMİŞTİK TE, ÇOK KIZMIŞLARDI! MALESEF HAKLI ÇIKTIK. SULARIN NE ZAMAN GELECEĞİ BELLİ DEĞİL..!

Salı, Ocak 26, 2010 21:55

ORAYA 4. KEZ GİTTİLER, EN İYİ YAPTIKLARI İŞİ YAPTILAR. YANİ RESİM ÇEKTİRİP BEYANAT VERDİLER VE DÖNDÜLER! NE YAZIK Kİ BANDIRMA'NIN CİDDİ BİR YÖNETİLEMEME SORUNU VAR! BAŞKAN 3 GÜN ÖNCE GAZETECİLERLE DALGA GEÇMİŞTİ. BİZİM SU KONUSUNDA YUMUŞAK G PLANIMIZ BİLE VAR ŞEKLİNDE, HATIRLATIRIZ...BİRDE ŞUNU HATIRLATIRIZ BAŞKANA: KIŞ GÜNÜ SU KESİNTİLERİ YAZA BENZEMEZ. ŞU ANDA DOĞALGAZ SİSTEMİNE BAĞLI EVLERDE İNSANLAR SOĞUKTAN DONUYOR. SU OLMADIĞINDAN KOMBİLER ÇALIŞAMIYOR... VE ŞİMDİ, İDDİA EDİYORUZ. ŞU MESELE CEMAL ÖZTAYLAN'IN ZAMANINDA OLSAYDI, DAHA İLKİNDE, ÖYLE 7 GÜNDE DEĞİL, 2 GÜN İÇİNDE HALOLURDU. NİYE DERSENİZ

ÇİN'DEN ÖZEL MERMER GETİRDİK ABİLER, KOLUNUZ BACAĞINIZ KIRILSIN DİYE.

ÇİN’DEN ÖZEL MERMER GETİRDİK ABİLER, KOLUNUZ BACAĞINIZ KIRILSIN DİYE.

Pazartesi, Ocak 25, 2010 21:28

Bandırma'da, ortopedistler 2 gündür hiç uyumuyor. Hastaneler ağzına kadar kırmızı Çin mermeri kazazedesi ile dolu. İnanmazsanız, gidin hastenelere bir bakın! Çin mermeri döşeli yerlerde yürüyen her 3 kişiden 1 i mutlaka kayarak yere düşüyor. Düşen her 10 kişiden biride ya kolunu, ya bacağını kırıyor. Dalga geçiyorum sanmayın hey ahaliii. Hele o döşenenlerin içinde kırmızı renkliler var ki, aman Allah'ım. Hani, 250 milyara yapılıp, hiç çalıştırılamayan buz pateni pisti var ya; kırmızıların yanında hikaye. Maceraperest Gençlere tavsiyem şudur: Gidin, o kırmızılardan 100 tane sökün, boş bulduğunuz açık bir mekana yan yana yerleştirin, yağış yoksa geceden üzerini az bir ıslatın. Paten pisti yanında hikaye kalır... Bu işi de yapın yani. İşe yarayacaktır, sayenizde birkaç kişinin kolun bacağı kurtulur bari. Nedenmi? Söktüğünüz kırmızılara basamadıklarından. Evet abarttığımı sanmayın, şu an kentimizde; kol bacak kırığı salgını var.

Utanmaz adam! Artist.! Yalancı..! (ENGİN ARICAN)

Pazartesi, Ocak 25, 2010 14:47

Bandırma Belediyesi Kent Konseyi geçtiğimiz günlerde toplandı ve toplantıda çok ilginç olaylar yaşandı. Biz, bu toplantıyı iki aşamada değerlendiriyoruz. Birincisi, Kent Konseyi’nin önceden yazılı deklare edildiği gibi, Dutliman’a termik santral yapılması konusunun ele alındığı bölüm.. Bu bölümde Kent Konseyi Başkanı Yalçın Cömert’in sunumu önemli idi ve konsey, bu konuda bir anlamda “sınıfta kaldığı”nı resmi olarak deklare ederken, ilk kez BAÇEP’e yarım ağızla da olsa teşekkür etti. Cömert’in sunumundan sonra BAÇEP adına benim yaptığım konuşma. Bunun dışında toplantıda termek santral konu edilmedi ve konuşulmadı. Bu sözler çok ağır.!!! Toplantının ikinci aşaması AKP Milletvekili Öztaylan ile Başkan Pekel arasında yaşanan söz düellosu idi. Yaklaşık 20 yıllık meslek yaşantımda bugüne kadar hiçbir belediye başkanının bir milletvekilinin ağzından çıkan hakaretlere maruz kaldığını anımsamıyorum.

Genelkurmay’a yalvaran gazeteciler (AHMET ALTAN)

Pazar, Ocak 24, 2010 13:35

"Dürüst bir medyaya sahip hiçbir ülkede 'darbe' olmaz. Genelkurmay'a 'yalanlasana bu haberleri' diye yalvarıyorlar. Nerede onlarda o yürek, nerede onlarda o vicdan. Zor bela buldukları sütunları kaybetmemek için her darbecinin silahına mermi olur bunlar." Ahmet Altan yazdı... Medya, muhalefet, iktidar Genelkurmay kıvranıyor. Bir yandan ordunun “imajını” korumaya çalışıyorlar, bir yandan da “camileri bombalayıp insanları öldürecek” bir alçaklıkla aralarına mesafe koyup “suçun” parçası olmaktan kurtulmaya uğraşıyorlar. Bu açmazdan çıkamazlar. Çünkü bir ordunun “imajı” yalanlarla korunmaz, aksine her yalanda o “imaj” biraz daha çöker. Ordu, imajını korumak istiyorsa siyasetten çıkacak, darbecileri ayıklayacak, onları hukuka teslim edecek ve gerçekleri halkına açıklayacak. Güneydoğu'da binlerce insanı öldüren JİTEM'in varlığını inkâr ederek “imajını” kurtarabildi mi? Kimse inandı mı o laflara?

TOBB Başkanı üzülmesin! (Yavuz Semerci)

Cumartesi, Ocak 23, 2010 15:35

Rifat Hisarcıklıoğlu nereden bilsin? Darbe yapacaklar başbakan olur musun diye ona mı soracaklar? Delinin biri kuyuya bir taş atıyor bin akıllı taşı kuyudan çıkarmaya uğraşıyor. Hisarcıklıoğlu’na darbe döneminde başbakan olur musun diye sormayı bırakın olur, olur diye düşünmek için bu adamı hiç tanımamış olmanız gerekir. Bu ülkenin geleceğinde yönetici veya siyasetçi olarak yıllarca var olmak yerine, darbe dönemlerinin gelip geçici kudretli adamı olacak kadar, deli mi bu adam… Onu yıllardır tanıyan dostluğunu önemseyen bir gazeteci olarak, tek bir gün bile torpil haber yapılmasını bile rica etmemiş Hisarcıklıoğlu’na kefilim. Bu itham onun aklına, vatanseverliğine hakaret elbette. . TOBB’un delegesi parti delegelerine benzemez. Emir-komuta dinlemez. Sevmediği adamı, yöneticiyi bir dakika bile o koltukta tutmaz.

ONLAR… VE YENİ TRUVA ATI (GÜLTEKİN AVCI)

Cuma, Ocak 22, 2010 16:11

Beyinlerini zonklatırcasına düşünüyorlar memleketin derin iktidarından olmamak için. Pek çok rantabl formül de ürettiler düşünce hanelerinde. Siyasal İslam"lar, irtica"lar, türban"lar, mahalle baskıları ve 367"ler… Kendi ideolojik coşkunluklarıyla vecd içinde demokrasiye mesafe koyuyorlar ve setler örüyorlar. Ördükleri setlerin bir gün kendilerinin başka cenahları görmelerine engel olacaklarını bile düşünmeden. İsrail"in Filistin"i tecrid edercesine ördüğü ruhaniyetle devam ediyorlar. İdeoloji bu ya! 1796"da Destutt de Tracy çıkarmış bu heyulayı. İdeoloji yani düşünceler bilimi. Ne tuhaf ki ideolojiler, düşüncelere düşmandır. Özgür düşünceye asla geçit vermez. Ya da farklı düşünceye. Hakikatte ise özgürlük, daha çok farklı düşünenlere gerekmez mi? Veya farklı düşüncelere has bir alamet değil midir?

DARBENİN İLK 5 GÜNÜ (ARİF BEKİ)

Perşembe, Ocak 21, 2010 7:14

Taraf’ın haberi o gün gerçekleşseydi, ‘Kara Cuma’ diyecektik. ‘Camiler kana bulandı’ başlıkları çekecektik. ‘Karanlık eller’, ‘Kanlı provokasyon’, ‘Kirli tezgâh’, ‘Hain odaklar’, ‘Şer mihrakları’ ve benzeri klişelerimizin hepsi işbaşında olacaktı. Kaos ve kargaşa çıkarmak istediklerini, birlik ve beraberliğimize kast ettiklerini söyleyecektik. Fail ararken, bilmem hangi meşum terör örgütünün adıyla karşılaşacaktık. Ertesi gün, kalabalıkların öfkesini yansıtan resimler eşliğinde ‘Nümayişler kontrolden çıktı’, ‘İrtica ayaklanması’, ‘Yeni 31 Mart vakası’ olacaktı manşetlerimizde. Hazırdı zihinlerimiz... Sonraki gün, ‘Türkiye yönetilemiyor’a gelecekti sıra. En son, ‘Ordu göreve’ pankartlarıyla çıkacaktık. Final sayfalarımız, ‘Huzur operasyonu’nu alkışlayacaktı coşkuyla. Askerin zoraki sahaya inişini, sevinç çığlıkları içinde selamlarken bulacaktık kendimizi. Tepemize inenin bir ‘Balyoz darbesi’ olduğunu 10 yıl sonra fark edene kadar, bu böyle gidecekti. ‘Akla aykırı’ gelmiyorsa size bu senaryo... Bugünden bakınca, ‘Hadi canım!’ diyemiyorsak...

Aydın Doğan, Karamehmet’le neden barıştı

Çarşamba, Ocak 20, 2010 18:17

Medya dünyası büyük değişim geçiriyor. Bunun son örneği Ertuğrul Özkök ve Aydın Doğan’ın görevlerinden çekilmeleriydi. Şimdi medyada yeni ittifaklar kuruluyor. Doğan, Karamehmet’le yakınlaşıyor… Medya dünyasında yaşanan kavgalar ve kurulan ittifaklar yeni değil… 2008 Ekim’inde Doğan grubu ile Karamehmet grubunun kılıçlarını çekmesi ve Turkcell üzerinden savaşmaları patronlar kavgasının son örneğiydi… Hatırlanacağı üzere, iletişim devi Turkcell, Can Dündar’ın çektiği ve Atatürk’ün hayatını ele alış biçimiyle tartışma yaratan Mustafa filmine sponsor olma kararı almış, Hürriyet gazetesi de bunu haberleştirerek Mustafa üzerinden Turkcell’e, Turkcell üzerinden de Karamehmet grubunu hedef almıştı. Yenişafak yazarı Taha Kıvanç’ın o günlerde ortaya attığı iddia bir hayli tartışılmıştı. Kıvanç Doğan grubunun Karamehmet’le ilgili “saldırgan” yayın üslubunu, Turkcell gibi bir devden alamadığı reklama bağlıyordu. Kıvanç’a göre bu düpedüz şantajdı anlayacağınız…

BANDIRMA’DA, AKBANK’IN ORALARDA, PAKETİ 2 LİRAYA KAÇAK SİGARA, TORBASI 3 LİRAYA KAÇAK TÜTÜN SATIYORLAR! HAMSİ DEĞİL!!!

Salı, Ocak 19, 2010 20:08

VE, TEKELİN ÖNÜNDEN MERKEZDEKİ IŞIKLARA DEK, 200 DEN FAZLA KİŞİ VAR SEYYAR İŞİNDE. İÇLERİNDE, 2 GÖZLÜKÇÜ ROMANIN DIŞINDA BANDIRMALI BULAMAZSINIZ... BELEDİYE'NİN, BU UZMAN KOMANDOLARI ZABITA YAPIŞ NEDENİ, BAŞKANI VE ÇEVRESİNİ OMUZLARINA ALMAK, YADA BAŞKAN'A YAKIN KORUMA SAĞLAMALARIMIDIR? BAKIYORSUNUZ. BELEDİYE ÖLÜYÜ DİRİYİ HALLETMİŞ. GÖZÜ BİZİM 3 TANE ROMAN BALIKÇI YA DİKMİŞ... SİZ, BU, YENİ GÖREVE GETİRDİĞİNİZ ASLAN PARÇALARINI, KENDİNİZE FEDAİ, YADA BİZİM BALIKÇI ROMAN ÇOCUKLARINI KOVALAMAK İÇİN Mİ İŞE ALDINIZ? İÇLERİNDE KCK LILARIN OLMA İHTİMALİ DE BULUNAN 200 SEYYARCI KİŞİ VAR ORALARDA, KAÇAK MAL SATIYORLAR. ONLARA DOKUNMAYACAKMISINIZ?

Hrant DİNK. Ermeniydi Rahmetlik (VEYSİ ATEŞ)

Salı, Ocak 19, 2010 7:45

Bir ölüm yıldönümünde daha halk bir “değer kaybını”; devlette bir “ayıbını” anacak. Hrant DİNK"ten bahsediyorum. Hani şu Ermeni gazeteciden! Bir Avrupa ülkesinde, karanlık tarihin rantını yiyerek yaşamak varken; doğduğu topraklarda, yani burada aramızda kalarak, demokrasi mücadelesi veren, yırtık ayakkabısı ile yaşamayı seçen ve tüm bunların mükâfatı olarak katledilen gazeteciden… Hrant da öldükten sonra şöhrete kavuşanlardan... 19 Ocak"ta sevenleri hem onu ve aziz hatırasını anacak, hem de usandırma ve yıldırma taktiğiyle yürütülen hukuki sürece “Hayır” diyecek. Bütün bunlar yaşanırken “ogün”ün, o-karanlık-gün"ün organizatörleri ne hissedecek, merak ediyorum. Cinayet sonrası Ogün"e Trabzon biletini alan; kimliği belirsiz ve hala belirsiz, korkarım hep belirsiz kalacak olanlar… “Vatan toprağı kutsaldır, kaderine terk edilemez” yazısı önünde “kahraman pozlar” veren Ogün"ün görüntülerini basına dağıtanlar…

HEPİMİZ AĞCA’YIZ! (CEM DÜNDAR)

Pazartesi, Ocak 18, 2010 14:45

1 Şubat 1979 akşamı... Milliyet’in Genel Yayın Müdürü ve Başyazarı Abdi İpekçi, Ankara’da Başbakan Ecevit’le görüşmüş, İstanbul’a dönüyordu. 16.40 uçağında işadamı Sakıp Sabancı ile karşılaştı. Yan yana oturdular. Yol boyu ülkenin ve ekonominin durumu üzerine sohbet ettiler. Bir ara Sabancı, “Milliyet satılıyormuş, öyle mi?” diye sordu. “Aslı yok” diye geçiştirdi Abdi İpekçi... “Yok, yok... Satılıyormuş” diye üsteledi Sabancı... “Parası olan alır” diye kapattı İpekçi... Bu konu, yüreğini burkuyordu. 4 saat sonra, bugün kendi adını taşıyan caddenin köşesinde vahşice kurşunlanacaktı. * * * Onu kurşunlayan adam, serbest kalacak bugün... İpekçi’yi vurduğunda 20 yaşındaydı. Bütün ömrü hapiste geçti; ama cinayetiyle bizim ömrümüzü de hapsetti. Sıktığı kurşun, sadece sağduyunun simgesi bir gazeteciyi değil, sağduyuyu da vurdu. “Amaçları hükümeti devirmek, toplumda panik ve umutsuzluk yaratmaktır. (..) Olağanüstü yönetim biçimlerine yönelmek, teröristlerin oyununa gelmek demek olacaktır”

Öfke Anaforundaki İsrail (İHSAN BAL)

Pazar, Ocak 17, 2010 17:26

İsrail 1948’de kurulduğundan bu yana en zor günlerini yaşıyor denilebilir. II. Dünya Savaşı sonunda Nazilerin soykırımına uğrayan Yahudilerin Batı’da oluşturduğu utanç, İsrail devletinin kurulması ve desteklenmesi noktasında çok büyük bir kredi oluşturmuştur. Kuşkusuz bu kredinin oluşturulmasında İsrail devletini kuran Yahudilerin dünyaya yayılmış entelektüelleri, bilim adamları ve sanatçılarının da önemli katkısı vardır. Ortadoğu’da bir İsrail devletinin desteklenmesini ödev olarak gören yaygın Anglo-Sakson desteği ve BM dâhil uluslararası kuruluşlar, İsrail’in kınanmasını veya bu devlete yönelik uluslararası yaptırımların uygulanmasını önlemiştir. Ancak günümüzde İsrail’in elinin o kadar da rahat olmadığı söylenebilir. Kurulduğu günden beri uluslararası hukuk başta olmak üzere, kural tanımaz şekilde hareket eden İsrail, kendisine tanınan bu geniş toleransı hızla tükettiği gerçeğine uyanmalıdır.

Rövanşist duygular içerisindeyim (HASAN KAÇAN)

Cumartesi, Ocak 16, 2010 15:00

Abilerim, ablalarım...Nasıl oldu bilemiyorum amma içim rövanşist duygularla dolup taşıyor. Bu duyguya bi türlü mani olamıyorum. Rövanşist bir duygu rüzgarı bütün benliğimi sarmış durumda... Çarşamba gecesi başlayan bir hal bu... Oysa ben koyunun da koyusu bir ‘Cimbom’ taraftarıyım. Gelin görün ki, Çarşamba gecesi ‘Fenerbahçeli’ oldum... Televizyon karşısında ‘Çelsi’yi yenelim diye dualar ettim... Her atağımızda hop oturup hop kalktım... Volkan panterleştikçe ben de kanaryalaştım... İlk yarı ‘aman bi tane daha yemeyelim’ diye gözlerimi kapadım... İkinci yarının başlamasıyla Kadir Çöpdemir aradı... ‘Aaabi, gözünü seveyim bişeyler yap, bari berabere bitsin’ diyordu ağlamaklı bir sesle... ‘Ne beraberliği aga, bu maç Fener’in, çabuk kapa telefonu, beni meşgul etme!’ diye fırçayı çektim... İçimden bir ses ‘Üç bir alacaz oğlum’ diyordu... En son, Volkan’ın ayaklarıyla kurtardığı yüzde yüz golden sonra daha da inandım...

Ekşi Sözlük’e Açıklama (NİHAT GENÇ)

Cuma, Ocak 15, 2010 16:46

Ben Nihat Genç, Ekşi Sözlük'te hakkımda yazılan notlardan nihayet sıcacık bir mesaj aldım, 1062 numarayla realstarling, teşekkür ediyorum, ben sizdenim, elmayı 'nazik' soyacaksın, 'siz' kimsiniz siz de ben de bilmem, 'biz' kimiz bunu da bilmem, ama söyleyeceğim şudur, 'son meclisi cam üstüne cam olsun erenler, şükranla veda ettiğimiz camı fenaya, son pendimiz ahlafa devam olsun erenler'.. Yani şu, bu satırları kaleme alanın kadehi kadehime denk geldi, selam olsun.. Sevgili dediğin gece gelir, bu saatten sonra aşka düşmek feryadımızı dilenciye benzetir. bu çocuk kimse söyleyin, kılıçlarım demirden değil sahilde kum'dan yapılmış, bilmiş.... Adorno'nun lafı mıydı, bu dünyada hiç kimse hiç günahsız yaşayamaz. Derrida'dan öğrendiğim bir hayat yaşadım, tecrübelerim tercüme olunamaz, bu yüzden yoktur herkese karşı bir doğrusu kimsenin. Heidegger'den öğrendim, zaman şimdi'dir,

Sivil darbe (TOKTAMIŞ ATEŞ)

Perşembe, Ocak 14, 2010 12:51

1974 yılında; "Demokrasi Teorisi" başlıklı bir tezle doçent olmuştum. O zamana kadar birkaç makale dışında hiçbir şey yayınlamamıştım. Rahmetli hocam Prof. Dr. Esat Çam; "aman kendini sakla" derdi; "üzerine gelmeye başlarlarsa eski defterleri de açıp karıştırmaya başlarlar..." Benim (bence) fevkalade masum isyanlarım ve öğrenciliğimde bunları dile getirmem; daha sonraki yaşamımda sık sık ayağıma dolanmış ve beni engellemişti. Allah'tan rahmetli babamın "şarkiyatçı" olması; beni zaman zaman korumuştu. Fakat asistan olmam söz konusu olduğunda; o zamanki fakülte sekreteri (sanıyorum adı Mustafa idi) beni engellemek için elinden geleni yapmıştı. Dekan Orhan Dikmen idi ve benim evrakları bir türlü imzalamıyordu ve (sanki çokmuş gibi) maaş alamıyordum. Son birkaç aylığına Japonya'ya gitmiş ve o arada rahmetli hocam Süleyman Barda evraklarımı imzalamıştı. Ne diyelim; bu dünya kimseye kalmıyor ama kimileri rahmetle anılıyor kimilerine "rahmet okunuyor..."

MEYDANDAKİ KÖY DÜĞÜNÜ! (Bandırmahaber)

MEYDANDAKİ KÖY DÜĞÜNÜ! (Bandırmahaber)

Çarşamba, Ocak 13, 2010 0:35

Yönetim, sendika ile aylar önce yapılması gereken anlaşmayı yeni yapmış. Yani aya füze falan atılmamış. Aşağıda yapılan eleştirilerin fazlasını hakettikleri de kesin... Seçimler öncesi, tepe, tepe kullandıkları Genel İş sendikası işçilerinin haklarının verilmesini 10 ay geciktirdiler. Ve, hiç sıkılmadan imza atma işini Belediye de yapmak yerine meydanı tercih ettiler... Bu davranışın nedenlerini VE nasıl görüldüğünü kısaca sıralayalım: 1- Resimleri eskisi kadar basında yer almıyor. CHP yönetiminin hizmetten anladığı da şu: Bizim resimlerimiz basında ne kadar çok yer alırsa; işte hizmet ediyoruz, görüyor musunuz demek. Ve bu resimlere bakarak, önce kendi kendilerini, yahu ne çok çalışmışız bakın şeklinde kandırmak. 2- Yaptıkları şölen değil köy düğünüydü; yerel televizyon için hazırladıkları mizansen öyle bir sırıttı ki, Başkan, kendi halini bir daha seyrederse ne demek istediğimizi daha iyi anlayacaktır. 3- Sel baskınında ve Su kesintilerinde ki biçareliklerini

Cüneyt Arkın replikleri (HASAN KAÇAN)

Salı, Ocak 12, 2010 16:52

‘N’ben senin ödlek kelleni kancık bedeninden ayırmaya geldim!’ ‘N’bıraak o kızı... O kızı bırak köpek soyu!’ ‘N’beeen Seyyid Battal’ın oğlu Battal gaziyim!’ ‘N’ben belayı sevmem... Amma beladan da kaçmam!’ ‘N’hele davran Bizans kargası!’ ‘N’atımı getirin bana!’ ‘N’bu anam içinn... Bu babam için... N’buu halkım içinn!’ ‘N’ben yıkılmamm... Aç kalırım... N’ölürüm ama n’asla yıkılmam!’ ‘N’hepiniz it soyusunuz... İt soyları!’ ‘N’onaltı yerinden daha deliceeem pis gövdeni!’ ‘N’sonun geldi Bizans tilkisi Palemoon!’ Rutubetli sinema salonlarının eprimiş koltuklarına çakılıp, faltaşı gibi açılmış gözlerle nasıl da izlerdik ‘Cüneyt abi’ nin canlandırdığı ‘kahraman’ karakterlerini. * * * Aradan yıllar ve yıllar geçti. O dönem hayran olduğumuz, sinemadan çıkar çıkmaz koşturup, marangoz Hilmi amcaya tahta kılıç yaptırarak, ‘Malkoçoğluculuk’ oynadığımız günler uçtu gitti. Elbette o zamanların kahramanları da geçti gitti. Şimdi, o günlerin hayran hayran dinlediğimiz repliklerine gülüyoruz. Gençler ise yarılıyor. Kahkaha atıyor. Oysa kahraman aynı kahraman.

Lokantaların Sıcak Para Oyunu… (SEVDA TÜRKÜSEV)

Pazartesi, Ocak 11, 2010 15:12

Şimdi yazacaklarımı dikkatle okumanızı tavsiye ediyorum… Yazacaklarım tabi tüm lokantaları kapsamıyor ama lütfen özellikle self servis promosyon yapan yerlerde yemek yerken dikkatli olun derim… Sürekli gittiğim alışveriş merkezlerinden birinde bayağı isim yapmış lokantalar zinciri olan bir yerde oğlum arkadaşım ve ben her zamanki gibi sırayla tepsilerimize yiyeceklerimizi koyduk ve kasaya geldik. Önümüzde ki beyin kredi kartıyla bir türlü ödemeyi alamıyor ve adama bankada problem var diyor kasiyer kız. Ve adam kartını bırakıp masaya oturuyor sıra bana geldiğinde bende kredi kartımı veriyorum aynı şeyi bana da söylüyor. Bankada problem var… Hayır, bankada problem olamaz daha on dakika önce alışveriş yaptım diyorum… Kız sıkıla sıkıla kartınızda problem yok bankadan cevap gelmiyor…

Suriye’nin İran’dan kurtulması için, önce İsrail’den kurtulması gerekiyordu! (NEDRET ERSANEL)

Pazar, Ocak 10, 2010 16:27

Bazı tanımlar, tüm denklemlerin çözümü için tılsımlı bir anahtar sunabilir… Bu yüzden tekrarlayalım… Garip gelebilir ama.. “Suriye’nin İran ekseninden kurtarılması için, önce İsrail ekseninden kurtarılması gerekiyordu…” Bir yıl önce, 2009 Şubat-Mart aylarında İsrail, seçim ertesi hükümet kurma kaygıları yaşıyordu. Diğer partiler Netanyahu ile koalisyon yapmaya yanaşmayınca Tel Aviv’deki ‘derin devlet’in sinirleri gerilmeye başladı. Tüm taraflara ‘koalisyon kurun’ baskısı yapılmaya başlandı. Bu işin ‘iç’ yakan tarafı.. Bir de ‘dış’ yakan baskılar oldu. 'Genel' olarak söyleyeyim, İsrail istihbarat servisleri içinden ülkeyi yönetenlere ‘Suriye ile yakınlaşın’ mesajları gitmeye başladı. Meşhur ‘one minute’ günleridir hani… Çok detaya girmiyorum.. Ama İsrail askeri istihbaratı da, ‘Suriye ile masaya otur, İran ekseninden de kurtarırsın’ diye nasihat ediyordu Netanyahu’ya.

“Beni kovan 26 patron da haklıydı!” (ATİLLA YEŞİLADA)

Cumartesi, Ocak 9, 2010 14:38

18 yıllık iş kariyerimde 3 aracı kurum, bir banka, 2 televizyon kanalı ve 3 gazete batırdım. Bu ülkenin Kalamiti Joe'suyum ben. Bu yüzden medyafaresi.com'un makale yazma teklifini keyifle kabul ettim. Onlar bana para vermeyecek.. Ben de çok uzun süre yazmayacağım nasıl olsa. Medyafaresi şu anda hiç kimsenin aklına gelmeyecek bir sebepten dolayı Türk Internet yayıncılığı tarihinde ufak bir dipnot olarak kaybolup gidecek. Uzun sure düşündüm.. Girdiğim yerde ot bitmediğini bile bile medyafaresi.com niye bana yazı yazdırmak ister ki? Gençlik günlerimde "Bendeki cevheri keşfettiler" diye sevinirdim. Ama bende cevher filan yok. Beni işten kovan 26 patron da haklı, ben Murphy'nin Kanunları'ın canlı bir kanıtıyım. Daha sonra bazı içkili gecelerimde yaşadığım rüyalara dayanarak "Şeytan'la anlaşma işe yarıyor" diye böbürlendim, ama zengin değilim, Hadise onla yatmam için ayaklarıma kapanmıyor ve henüz benden iri birine dayak atmayı beceremedim.

HIRÇIN TAY (Berna Emiroğlu)

Cuma, Ocak 8, 2010 13:49

Safkan, güzel, hırçın bir tay kasabaya çok yakın bir ormanda yaşarmış. Ailesi ile beraber yaşarken babası Hoşgörü ve annesi Sevgi ona sürekli nasihatler verirmiş: “Oğlum, Öfke, hırçınlık, huysuzluk ve vahşilikle yol alınmaz. Sevmen, hoş görmen ve bazen kabullenmen gerekir.” Günler böyle tatlı tatlı geçerken küçük tay bir gün yakalanmış. Özgürlüğüne çok düşkün olan Öfke, sahibine boyun eğmek istemez, vahşice davranarak rahatlayacağını düşünür, böylece sahibini dize getirmeyi hedeflermiş. Sevmeyi, okşamayı ve gerektiğinde onu ödüllendirmeyi bilen sahibine; her geçen gün biraz daha uyum sağlıyormuş. Her gün hırçınlığının azaldığını, daha hoşgörülü ve barışçıl olduğunu seziyormuş. Artık vahşice davranmasına gerek kalmadığını, çok sevdiği bahçelere içi huzurla ve başı dik olarak gittiği fark edebiliyormuş. Öfke doğamızda var olan bir çok duygumuzdan sadece biri. Çok hafif bir tepkiden yıkıcı hiddete kadar, farklı yoğunlukta yaşanan bu duyguya;

AHMET ALTAN UYARDI Hükümet Resmen İntihar Ediyor!

AHMET ALTAN UYARDI Hükümet Resmen İntihar Ediyor!

Perşembe, Ocak 7, 2010 13:48

Ergenekon ve Ankara Ankara'yı iyi bilen gazeteciler arasında bir fısıltı dolaşıyor, habere ya da yazıya dökülmüyor bu yazılar ama kulaktan kulağa yayılıyor. Bu fısıltının doğru olup olmadığını bilmiyorum ama doğru olma ihtimali olabileceğini herkes gibi ben de seziyorum. Hükümetin içindeki bir kanadın "Ergenekon soruşturmasını yavaşlatmaktan ve orduyla daha sıkı ilişkiler kurmaktan" yana olduğu hatta bu yaklaşımı Cumhurbaşkanı'nın da desteklediği söyleniyor. Polisin içinde son zamanlarda ortaya çıkan sürtüşmelerin, çekişmelerin de "bu görüş farklılığından" kaynaklandığı ileri sürülüyor. Hükümetin içinde gerçekten de böyle bir "kanat" varsa ve iktidar bu yaklaşım doğrultusunda davranırsa, bu onların "intiharı" olur. Siyasi bir intiharı kastetmiyorum. Fiziksel bir yok oluştan söz ediyorum. Emre Uslu geçenlerde bizim gazetede, Bülent Arınç'ın evinin civarında ellerinde Başbakan Yardımcısı'nın adresiyle yakalanan subaylar hakkında bir yazı yazdı. Uslu,

Devletin içindeki Sovyetler Birliği çöküyor (Cengiz Çandar)

Çarşamba, Ocak 6, 2010 14:30

Ankara'da geçen 24 saat içinde duyduğum en çarpıcı cümleydi bu. Zihnime kazındı. kazındı. “Unutulmazlar” arasına girdi. 4 Ocak 2010 gecesi, “Türkiye’deki durum” böyle açıklanmıştı diye hatırlayacağım. DARBE VE YA MUHTIRA SÖZ KONUSU DEĞİL 4 Ocak 2010’u unutmam mümkün değil. O gün, daha yeni yılın, 2010’un ilk günleri bir elin parmakları kadar olamadan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, “2010’da ne askeri darbenin, ne askeri muhtıraların söz konusu olamayacağını” ilan etmişti.. DEVLETİN İÇİNDEKİ SOVYETLER BİRLİĞİ ÇÖKÜYOR! O günün gecesinde, devlet bürokrasisinin en tepe noktası sayılan makamdaki insan, yani devleti “içinden tanıyan” ve “içinden izleyen”, bu anlamda devlet hakkında söz söylemeye en yetkin konumda bulunan bir yetkili bize öyle dedi: “Devletin içindeki Sovyetler Birliği çöküyor!” PEKİ BU DEVLETİN ÇÖKÜŞÜ MÜ? Son gelişmeler olmasa bile çökecekti ona göre,

Ben, cinayeti değil, cinayetleri gördüm! -2- (ENGİN ARICAN)

Salı, Ocak 5, 2010 16:27

Geçtiğimiz hafta yazdığımız makale kamuoyundan değişik ama olumlu yönde tepkiler aldı. Bu tür olay ve olgular üzerine kurgulanmış ve daha çok olay ve olguların gelişim seyrini veren yazılar olumsuz tepkiler de alabilir. Bu da doğaldır. YAZARIN SORUMLULUĞU Çünkü, siz ne kadar ele aldığınız ve sorguladığınız konu hakkında objektif davranmaya çalışırsanız çalışın, sonuçta yazdığınız makale yazarın subjektif anlayış ve yaklaşımını ortaya koyar. Yazarın, ele aldığı konu hakkında kamuoyunda objektif olduğu konusunda bir yargı oluşturması, kendi iradesinin dışında ama kendi belleğine yansıyan olay ve olgular karşısında takındığı tavra, ele alış yöntemine ve sorgulayış tarzına ve entellektüel üretimine bağlıdır. Bu faaliyet sonucunda ortaya konulan ürünün yazarın kimliğinden soyutlanarak, kamuoyuna sunulduğu andan itibaren anonimleşmesi, oluşan olumsuz ve olumlu tepkilerin, yargıların tümü bize yazarın ve yazının,

Bir ülke daha işgal ediliyor (İbrahim Karagül )

Salı, Ocak 5, 2010 9:19

El Kaide bahane edilerek bir ülke daha işgal edilecek. Biz daha o ülkenin neresi olduğunu anlamadan, orada neler döndüğünü kavrayamadan, o ülkenin işgal edilmesinin ne tür sonuçlar doğuracağını düşünemeden Irak ve Afganistan benzeri bir savaş daha doğrusu işgal başlamak üzere. Yakın tarihimizde çok önemli yeri olan, Birinci Dünya Savaşı'nın en kanlı cephelerinden Yemen'de çok yönlü, çok cepheli bir savaşın, ardından topyekun işgalin alt yapısı çoktan hazırlanmıştı. Şimdi terörle mücadele safhası uygulanıyor. Bir süre sonra Irak ve Afganistan gibi açık işgal dönemi başlatılacak. Yemen hükümetiyle Şii ve Sünni gruplar arasında çatışmalarla başlayan süreç, Suudi Arabistan ve bölge ülkelerinin katılımıyla genişledi, bölgesel bir krize dönüştü. Bize çok tanıdık gelen yöntem burada da uygulandı; ABD, İngiltere ve müttefikleri önce “terörle mücadeleye destek” amacıyla çatışmalara katıldı,

Liberal ve İnsani Milliyetçilik (SEDAT LAÇİNER)

Pazartesi, Ocak 4, 2010 16:18

Milliyetçilik bizim keşfimiz değil. Batılı bir kavram. Fransız Devrimi, 19. yüzyıl ulus-devlet oluşum süreçleri, sanayileşme ve daha pek çok yönüyle süreç Batı’da yaşandı. Öykündük, biz de milliyetçi olmak istedik, lakin bir türlü beceremedik. Elbette kavmini ve ırkını sevmek insanın doğasında olan bir dürtü. Sağlıklı bir insanda kendine ait olanı sevme güdüsü genelde vardır. Fakat milliyetçilik biraz daha karmaşık bir kavram. Sadece ırkını sevmek ya da milletini sevmek olarak görülemez. Milliyetçilik dünyaya, diğer insanlara ve elbette kendinize organize bir düşün sistemi süzgecinden bakmanız anlamına geliyor. Kabaca tanımlarsak bir ulusun çıkarlarını diğer ulusların çıkarlarından ayrı ve üstün tutmayı ve onu diğerlerine karşı her zaman savunmayı temel alan bir siyaset veya doktrin de denebilir. Ancak milliyetçiliğin bu tanımı da aştığını kabul etmeliyiz. Aslına bakılacak olursa Türkler millet tanımını Fransız Devrimi’nden de Amerikan Devrimi’nden de oldukça farklı yapmışlardır.

Kontrgerillanın tek taktiği… (NUH GÖNÜLTAŞ)

Pazar, Ocak 3, 2010 15:26

Özal suikastını araştıran savcılar bir noktaya kadar ilerledikten sonra daha fazla ileri gidemediler. Özal, kendi suikastını araştırırken "bir noktaya geliyor, ortaya çok ciddi bir örgüt çıkıyor ama daha ileri gidemiyoruz" diyordu. Özal'a ateş eden Kartal Demirağ'ın özel harp eğitimi aldığı ortaya çıkmıştı. Özal'ın kendi suikastını çözememesinin nedeni işte budur. Aslında çözmüştür fakat failin arkasındaki teşkilatı açıklamaya korkmuştur! Rahmetli Cumhurbaşkanı Özal'ın Genel Sekreteri Kemal Yamak'tır. Kemal Yamak Özel Harp Dairesi'nin yöneticilerindendir. Kemal Yamak sekiz yıl boyunca Özel Harp Dairesi'nde çalıştı. Üç yıl bu dairenin başkanlığını yaptı. Şimdi... Türkiye'de sağcı politikacılar Özel Harp Dairesi konusunda seçmenlerini hep kandırmışlardır. Süleyman Demirel her fırsatta böyle bir dairenin varlığından haberi olmadığını ısrarla söylemiştir.

Devrim oluyor. TSK Devrimin öncüsü olmalı (MAHİR KAYNAK)

Cumartesi, Ocak 2, 2010 14:51

2009 sona ererken ülkemizin bir karmaşa yaşadığı algısı egemendi. Yani sorunlarımız vardı ve bunları çözmeye çalışıyorduk. Sorun çözmek eskiye dönüş mü olacaktı yoksa yeni bir Türkiye mi kuruluyordu? Gerçekte ülkemiz bir devrim sürecini yaşıyordu ve sıkıntılarımız bu doğumun sancılarıydı. Devrimler çoğunlukla büyük çatışmaları da beraberinde getirir. Herkesin tedirgin olduğu bu dönemde gerginliklerin daha büyük bir çatışmaya dönüşmeyeceğini umuyorum, sürecin böyle devam etmesini diliyor ve iyimserliğimi koruyorum. Türkiye’deki bu değişim dünya ölçeğindeki büyük değişimin bir uzantısı hatta onun en önemli bileşenlerinden biriydi. Adına ekonomik kriz dediğimiz olay aslında bu büyük değişimin alt yapısını oluşturuyordu. Eski ekonomik düzen yerini henüz tam olarak formüle edilmemiş bir yapıya bırakıyor ve bunun sonucunda uluslararası dengenin yeniden kurulması kaçınılmaz hale geliyordu.

Başbakanların Bilmediği Şey Devlet Sırrı Olur mu? (GÜLTEKİN AVCI)

Cuma, Ocak 1, 2010 14:08

Yaşanan gelişmeler, kelimenin tam manasıyla Türkiye Cumhuriyeti'nin "demokrasiyi doğurma sancıları"dır. Doğum sürecinin de fevkalade meşakkatli bir dönem olduğu hepimizin malumlarıdır. "Bundan demokrasi çıkmaz" söylemleri, "asker fetişizminden rant devşirenler"in jargonudur. MHP'NİN LEVYE ÇIKIŞI... Muhalefetin ve ÖKK (Özel Kuvvetler Komutanlığı) ünitelerinden Ankara Seferberlik Bölge Başkanlığındaki arama ile ilgili olarak “iktidarın yürütülen soruşturmayı ÖKK"ya girmek için levye olarak kullanıyor” iddiası, muhalefetin tamamen antidemokratik bir sistemi açıkça savunduğunu gösteriyor. BU MU DEMOKRASİ? Demokraside yürütme organına bağlı bir kuruluşun içine girmek için "levye" kullanılması gerekiyorsa, orada demokrasi yoktur demektir. Girmek isteyen kim? Cumhurbaşkanı mı? Elbette girmelidir. Başbakan mı? Kesinlikle istediği gibi girebilmeli ve her türlü denetimi yapabilmelidir.

TÜSİAD’da da, Doğan Holding’de de yönetici vesayetine son (ATILGAN BAYAR)

Perşembe, Aralık 31, 2009 14:10

Arzuhan Doğan Yalçındağ'ın TÜSİAD Başkanlığı'nı, 2007 yılının ocak ayında, 'sermaye organizasyonunun normalleşmesi' olarak analiz etmiştim. Çünkü, Yalçındağ'ın listesinde profesyoneller değil, bizzat patronlar yer almıştı. Bu da TÜSİAD'ın kimliğini bir '(siyasal) baskı grubu'ndan bir '(ekonomik) çıkar grubu'na sıçratacak nitelikte bir gelişmeydi. Şimdi, bu olaydan tam üç yıl sonra, Arzuhan Doğan Yalçındağ bir başka önemli işlev ile karşımıza çıkıyor. Aydın Doğan'ın Doğan Şirketler Grubu Holding A.Ş Yönetim Kurulu Başkanlığı ve üyeliğinden ayrıldığının ilanıyla birlikte, Arzuhan Doğan Yalçındağ bu görevi üstleniyor. Bir gün önce de grubun TÜSİAD üyesi olan Hürriyet Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök'ün istifası ve yerine Enis Berberoğlu'nun atanması haberi gelmişti. Demek ki... Arzuhan Doğan Yalçındağ'ın Doğan Grubu'nun yönetiminde de, TÜSİAD'da gerçekleştirdiği türden bir normalleştirmeyi sağlayacağını öngörebiliriz.

YALÇIK KÜÇÜK’TEN BOMBA AÇIKLAMALAR

Çarşamba, Aralık 30, 2009 19:17

Prof. Dr. Yalçın Küçük, büyük tartışma yaratan Genelkurmay Başkanlığı Özel Kuvvetler Komutanlığı’nın aranmasıyla ilgili çarpıcı açıklamalar yaptı. İşte Küçük’ün olay yaratacak açıklamaları: "Türkiye tarihinde yeni oluşumlarla karşı karşıyayız" Birinci noktada şunu söylebiliriz İslamist kuvvetler, Türk ordusunu astı mı? Mesele budur. Buna karşılık Türk ordusu tarafından bir Bab-ı Ali baskını var mı? Bab-ı Ali baskını tarihimizde çok önemlidir. 1910’lu yıllardadır. Bu ikinci noktadan başlayacak olursak şunu söylemek durumundayız, bir defa Türkiye Cumhuriyeti tarihinde fa iki deyeni oluşumlarla karşı karşıyayız. Bu oluşumların bir tanesi, Türk Devleti adına bazı organlar, Türk Silahlı Kuvvetleri'nin bazı organlarını basmıştır. İkincisi Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk defa yüksek komutanlar, Başbakanlık'a randevu istemeden gitmişlerdir.Türkiye’deki Başbakanlık makamında oturan zat da bütün randevularını bir tarafa bırakarak Türk ordusunun temsilcilerini kabul etmiştir.

Ben, cinayeti değil, cinayetleri gördüm.! (ENGİN ARICAN)

Salı, Aralık 29, 2009 16:35

Geçtiğimiz hafta yayınlanan SonKurşun gazetesinde bir kaç arkadaşımız dışında tüm yazar kadromuz, bir ‘duruş’sergiledi ve G.M.Yaşam gazetesinin Genel Yayın Yönetmeni merhum Hayırsevener’in öldürülmesi olayını kınayarak, yazılarını yazmadılar. Yazılarını yazan arkadaşlarımızda, yazmayanlarla birlikte, olayı kınayarak, bir daha ülkemizde, bölgemizde ve kentimizde benzer bir saldırının gerçekleşmemesi gereğini önemle vurgulayarak, üzüntülerini dile getirdiler. Doğrusu ve öncelikle tüm basın camiasına yakışan da budur. Onun için de, özellikle bu konu ile ilgili 1 hafta boyunca hiçbir haber ve yorum yazmayacağımızı, bunu da olayın kendisine tepkimizin yanı sıra aramızdan ayrılana, Ailesi’ne, çalıştığı kuruma ve dostlarına saygımızdan dolayı yapmayacağımızı özenle ve önemle vurguladık. Aynı şekilde, doğrusu bu idi ve bizler hem şahsi hem de kurum olarak üzerimize düşeni yaptığımıza inanıyoruz. İŞTE ŞİMDİ KONUŞMAK,

İHMAL EDİLEN (MAHİR KAYNAK)

Salı, Aralık 29, 2009 9:46

Yaşadığımız gerilimli ortamda taraflar şöyle tanımlanıyor: Bir tarafta demokrasi ve şeffaflıktan yana olanlar, diğer yanda gizli ve darbe yanlıları. Ancak çok önemli hatta belirleyici olan siyasi ve uluslararası boyut ihmal ediliyor. Ne kastettiğimi bazı örneklerle açıklayacağım. 27 Mayıs darbesi İnönü liderliğindeki CHP tarafından desteklendi hatta alt yapının oluşturulmasında rol oynadı. ABD yanlısı bilinen, ülkeyi küçük ABD yapmak isteyen DP devrildi. Olayın dış boyutu şöyleydi: İngiltere kendi yörüngesinde seyreden Türkiye’yi ABD’nin kontrolüne terk etmek istemiyordu. İnönü Avrupa ekseninde bir Türkiye’den yanaydı. O günlerde ABD henüz bugünkü kadar etkin değildi ve İkinci Dünya Savaşı öncesinde birinci sınıf ülkelerin başındaİngiltere ve Almanya vardı. ABD birinci sınıfa yeni yükselmişti. Meselenin dış boyutundan söz edenler Menderes’in SSCB’ye yaklaşmak istediğini ve bu nedenle devrildiğini söylerler ama bu son derece anlamsızdır ve olayın gerçek boyutunu saklamayı amaçlar.

Baykal Medyası (DİLEK YARAŞ)

Pazartesi, Aralık 28, 2009 18:29

- Sayın Genel Başkanım siz Dersim katliamını onayladınız! - Siz bu insanları yok saydınız! - Siz, Onur Öymen’i tuttunuz! Bu protesto cümleleri, Kerbela faciasının yıl dönümü nedeniyle Şahkulu Dergahı Vakfı'nda düzenlenen anma töreninine katılan Deniz Baykal’a söylendi. Protestoyu yapan Hüseyin Taş isimli vatandaş yaka paça dışarı atıldı. Haberi sadece Doğan Medyası’na ait kanallardan izlediyseniz bu durumdan haberiniz yoktur tabii ki. Olayın tamamını öğrenebilmek için, değişik haber kanallarından ‘’hakiki durum’’ takibi yapmanız gerekirdi. O zaman da ‘’acaba’’ derdiniz… acaba, haberin bu küçük(!) ayrıntısı önemsiz bulunduğu için mi tırpanladı, yoksa kamuoyunda Aleviler’in Onur Öymen’in vahim ‘’Dersim’’ gafını unuttuğu ve dolayısıyla Alevi-CHP ilişkilerinin normale döndüğü algısını oluşturmak için mi?... Ve önüne gelene ‘’yandaş’’ yaftası takmayı pek seven bu medya grubunun benzer tutumlarını da hatırlayarak ‘’ ‘Baykal Medyası’ndan başka ne beklenirdi ki,’’ diye düşünüverirdiniz…

TEK YUMURTA İKİZLERİ (İHSAN KURUOĞLU)

Pazar, Aralık 27, 2009 20:01

Bölgede fitne ve fesat, oluşturmak suretiyle, EKONOMİK VE SİYASİ RANT elde etmek için kurulmuş bir örgütün elebaşı, HÜSEYİN SARI 15 ARALIK 2009 tarihinde YALAN VE İFTİRA üzerine kurulmuş ve adına ‘Basın Toplantısı’ dediği, nümayişlerinden birini daha gerçekleştirmiş ve şahsım ile ilgili bir iddiasını tekerrür ettirmiştir… Zira aynı iddiasını 10 ay önce seçim meydanlarında, 6 ay öncede kapı altlarından dağıtmak suretiyle ortaya atmış, fakat ciddiye almadığım içindir ki, cevap verme gereği görmemiştim. Ancak bugün geldiğimiz noktada bu iftiracıların yıllardan bu yana yaptıkları ve ‘örgütlü’ bir şekilde gerçekleştirdikleri bu eylemliliklerinin ‘Adalet Mensupları’ dahil olmak üzere ‘KAMU’ üzerinde de önyargısal ‘ETKİ’ yarattığını görüyor olmam sebebiyle cevap vermek şart olmuştur… Sarı diyor ki: ‘İhsan Kuruoğlu’nun 31.03.2009 günü gece yarısı 01:30 da yaptığı ‘BASKIN’ sonrası emniyet güçlerinin tespitiyle tutulan SADIK DEMİR

Yerli cins kırma erkeğin yeni yıl eşiğindeki hali.. (SELAHATTİN DUMAN)

Pazar, Aralık 27, 2009 19:38

Sözümüz Anadolu’nun organik erkeğine değil.. Metropol ha ya tının şeklini bozduğu yerli cins kırma erkeklere.. Kadınlar tarafından organizmaları ile oynandığından genetiği değişmiş yiğitlerimize.. Bu kafada giderseniz iki vakte kadar olan olur, sizi ben de kurtaramam.. Alametler çoğaldı.. Bu alametlerin birinciye geleni de “jinekomasti” dedikleri şey.. Bi limsel olarak açalım bunu.. Erkeğin genetiği ile oynandığından vücut başka başka hallere giriyor.. Söylemesi ayıptır memeler büyüyor.. Gerçi yiğitlerimiz laf çıkmasın diye dikkat ettiklerinden henüz sutyen takmıyorlar ama onun da vakti yakındır.. Çünkü işin burasında “okumuş kadınlar” devreye girip fikirleri bozuyorlar.. Aha bunlardan biri de estetik cerrahı Meltem Çilingir hanım, benim canım.. Bi hikmet-i müteal memesi büyüyen erkeklere “Gelin utanmayın! Operasyonla sizi sutyen takma derdinden kurtaralım..” çağrısı yapıyor... *** Arkadaşlarım, yiğitlerim! Yürüdüğünde yere vuran topu kları mehter takımının tokmağı gibi ses çıkaran şahbazlarım..

Mahir Kaynak’tan müthiş iddia! Tasfiye olacak ama nasıl?

Cumartesi, Aralık 26, 2009 13:17

Türkiye’de büyük bir çatışma yaşanıyor. Dünya üzerindeki konumumuz değişirken bunu destekleyenler kadar rahatsız olacakların da olması doğal. Bunların uzantıları ülkedeki farklı güçlerin içine sızar ve birbirleriyle mücadele ederler. Bu her yerde ve her zaman böyledir. Bir dış odakla aynı çizgiye düşen gücü itham etmiyorum. İç dinamik kendi yolunda ilerlerken birisi bunu kendi yararına görür ve gücü ölçüsünde onun yanında yer alır. Mesela SSCB’deki değişimi o dönemde ABD içinde yer alan global sermaye destekledi ve SSCB dağılınca Rusya’nın ekonomik ve siyasi olarak yanında yer aldı. Ülkemizdeki bu büyük çatışmada taraf değil gözlemciyim. Olayları analiz edeceğim ama ulaştığım sonuçların hangi tarafın işine geldiğini sorgulamayacağım. Çünkü tarafların ikisi de bu ülkeye ait. Bugünkü analizime bir soruyla başlayacağım. MİT, Ergenekon örgütü hakkında, medyaya intikal edenlerin dışında bir bilgiye sahip olmadığını söyledi.

Eski sistemin intikamı korkunç olur! (GÜLAY GÖKTÜRK)

Cuma, Aralık 25, 2009 19:59

Şaka değil, neredeyse cumhuriyetle yaşıt bir sistem çözülüyor, köklü bir gelenek çatırdıyor. Böylesine büyük bir dönüşümün sessiz sedasız, kimsenin burnu kanamadan gerçekleşmesi beklenebilir miydi zaten? Ortalık toz duman... Eski sistemin adamları bütün silahlarını çekmiş can havliyle saldırabildiği her yere saldırıyor. Yaptığı her yeni atak (çoğunlukla içeriden bir ihbarla) deşifre olup boşa çıkıyor. Deşifre olan her planla birlikte daha da güç kaybedip sonuna yaklaşıyor ama sonuna yaklaştıkça daha da gözü dönmüş bir halde yeniden saldırıyor: "Derin PKK"yla işbirliği halinde Tokat Reşadiye provokasyonu... Tutmadı, sokak terörüyle OHAL getirme planları... Eski adamlarını kullanarak, parayla adam tutarak göstericilere ateş açtırma, ne yapıp edip iç savaş çıkarma çabası... O da tutmadı, büyük sarsıntı yaratacak suikast denemeleri...

Kılıçdaroğlu’nu nasıl kandırdılar? (NAZLI ILICAK)

Cuma, Aralık 25, 2009 10:21

CHP'li Kılıçdaroğlu'nun arama kararında boş alan bırakıldığı iddiası fos çıktı. Erzurum Cumhuriyet Başsavcısı Sinan Kuş, isimlerin 'gizlilik' sebebiyle kapatıldığını açıkladı. Belgeci Kılıçdaroğlu'nun kamuoyuna özür borcu var. Nazlı Ilıcak'ın yazısı... CHP milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu, Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi'nin verdiği bir arama kararının fotokopisini dağıttı ve hükûmete yönelik peş peşe sorularını sıraladı: "Böyle ucu açık karar yürürlükteki mevzuatla bağdaşıyor mu? Yargıç böyle bir karar verebilir mi? Aramanın nedeni, aranacak kişi ve arama yapılacak evler belirlenmemiş. Kararın altına istediğin kişinin ismini yaz, evini, işyerini ara" dedi.

Bülent Arınç’ın ölmesi mi lazımdı?! (DİLEK YARAŞ)

Perşembe, Aralık 24, 2009 15:08

Bülent Arınç’a yönelik şuyuu vukuundan beter suikast iddialarına karşı verilen alaycı tepkileri hayret ve ibretle izliyorum. Siyasi rakipleri, ‘’durumun acilen açığa çıkarılması ve netliğe kavuşturulması gerekir,’’ diyeceğine, konuyu sulandırarak dedikodu ve mizah unsuru düzeyine indirebiliyorlar. Ve bunu binlerce faili meçhul cinayetin işlendiği, siyasi rakiplerin sandığa değil toprağa gömüldüğü; siyasi rakiplerin ''vatan haini'', ''bölücü'' gibi sıfatlarla yaftalanabildiği; ülkeyi satmakla suçlanabildiği bir ülkede yapıyorlar. Böyle bir iddiaya gereken önemi vermeniz için Bülent Arınç’ı sevmeniz hiç gerekmiyor… Vicdani ve ahlaki bir duruştur bu. Karşınızdaki en sevmediğiniz, en onaylamadığınız bir insan, hatta düşmanınız bile olsa her türlü suikast şüphe ve iddiasına karşı net bir tavır almanız gerekir. İnsan olma ahlakıdır bu bence. Üstelik, dedikodu denen bilgi Emniyet’ten geliyor.

Birileri bu ülkede huzur istemiyor

Çarşamba, Aralık 23, 2009 16:39

Önce sokak gösterileri, sonra bir komutanın intihar haberi, son olarak da Arınç'a suikast planı... Birileri bu ülkede huzur istemiyor... Türkiye geçtiğimiz hafta ölüm yıldönümünü idrak ettiğimiz Hz. Mevlana'nın sabrıyla yoğrulmuş bir ülke. Türk toplumunun ya da Anadolu insanının engin sağduyusu, hikmeti ve bilgeliği bugüne kadar yaşanan birçok olayda sınandı, sınavlar başarıyla atlatıldı. Ancak kimi zaman duygularına yenildiği de oldu bu toplumun. Ülkeyi yöneten asker-sivil bürokrasinin yıllardır çözmeye direndiği artık kronikleşmiş sorunların oluşturduğu hassas nasırlara kirli amaçlarla nokta atışı yapıldı. 12 Eylül öncesinde de yapıldı, 90'lar boyunca da... Şehirde de yapıldı, dağda da... Özellikle demokratik hayata geçtiğimiz günlerden bu yana bu toplum sağduyulu ve makul davrandığında, gelenek, tarih ve dinden gelen hikmetine sığındığında, bin düşünüp bir hareket ettiğinde hep kazançlı çıktı.

Şiddetin Dili Egemenliğini Kaybederken (PRF. DR. İHSAN BAL)

Salı, Aralık 22, 2009 21:02

Son günlerde, Türkiye’de şiddetin dilini hâkim kılma çabası, ciddi bir karşı dalga ile yüzleşmenin şokunu yaşıyor. Daha önce çok da rastlanmadık söylemler, hasıraltı kalmış veya edilmiş gerçekler, şiddetin dilini reddedenler tarafından güçlü bir şekilde kamuoyuna sunuluyor. Şiddetin dilinin hâkim olduğu Türkiye’de demokrasi bir lüks ve insan hakları bir teferruat olarak görülürdü. Ufak bir kıvılcımla dev aynasına yansıtılan çatışma sahneleri, şiddetin dilini tüm ülkeye egemen kılardı. Ancak, son yıllarda durum biraz daha farklı cereyan ediyor. Medyada, sanatta, tiyatroda ve eğitimin çeşitli alanlarında, şiddetin diline karşı güçlü bir dalga ve bilinç oluşuyor. Kavganın sözde kahramanlarının ve öldürmenin kutsallaştırıldığı bir anlayışın yerine alttan alta mağdurun hukukunun haberleştirildiği, sıradan yurttaşın önemsendiği ve propaganda yerine gerçeğin ortaya konulduğu bir Türkiye’ye doğru hareket ediyoruz.

Türk-Kürt çatışması planı tutmadı(İhsan Bal’la röportaj)

Pazartesi, Aralık 21, 2009 14:21

İhsan Bal'a göre, Tokat'taki terör Batı'da Kürt düşmanlığı doğurmadı. Araştırmalar bunu gösteriyor. Pek çok Kürt şiddeti reddediyor. 'Reşadiye kabul edilemez' diyor. ‘Terörü reddeden çok sayıda Kürt var artık. Bu vicdanı Türkiye’nin gündemine taşırsak Batıdaki tansiyon da düşer. Yeter ki demokratikleşelim’ diyen Doç. Bal, bunun Kürt siyasetini de değiştireceğini belirtiyor. Dağa sıkışan PKK kendine kentlerde yer açmaya çalışıyor. Şehir yapılanması olan KCK marifetiyle sokak çatışması çıkarıp gerilimi tırmandırmayı amaçlıyor, kentlerde terör estiriyor. KCK şehir eylemlerini, sokak gösterilerini organize; belediye başkanlarını ‘Başbakanı karşılamaya gitmeyeceksin’, rektörleri ‘buraları sana dar ederim’, esnafı ‘kepenk kapatacaksın’ Kürt vatandaşları ‘şu gün şu eyleme geleceksin’ diye tehdit ediyor. Devlet ise Nisan ayından bu yana KCK’ya operasyonlar düzenleniyor,


Chat plugin by BoWoB Chat for Wordpress