II. Abdülhamit’in yanına kadar çıkmayı, onunla aynı sofrada yemek yemeyi başaran kişi ‘Reşit Efendi’ (Mr.Vambery’dir). Peki Abdülhamit kadar vesveseli ve şüpheci bir Padişah’ın yanı başındaki casusu fark etmemesi mümkün mü? Bu sorunun cevabı hem Osmanlı hem de 30 yıl imparatorluğun parçalanmasını önlemeyi başaran Abdülhamit’in diplomasiye yaklaşımını gösteriyor. Vambery’nin ifadesiyle ‘Bakir Siyaseti’…

‘Reşit Efendi’ adıyla derviş kılığında tüm Asya’yı dolaşan İngiliz casusu Mr. Vambery’nin hayatını ve mektupları son dönem Osmanlı politikasına dair önemli ipuçları veriyor…

Mr. Vampery, Osmanlı’nın sosyal yapısıyla ilgili görüşlerini ise şu satırlarla anlatıyor:

“Türkiye’de doğuştan kan aristokrasisi yoktur. Aşağı tabakadan bir kişi de yetenekleri sayesinde sosyal merdivenleri tırmanabilir. Bir sadrazam olabilir”

Padişah tuğrası olmadan Orta Asya’da dolaşsa asla hayatta kalamayacağını söylerken İngiltere’ye şu mesajı vermiş oluyor: Osmanlı’nın bütünlüğünü sömürge Hindistan için gerekli görüyorsanız Padişah ile diplomatik temas halinde olmalısınız.

Dil konusunda dahisel yeteneğe sahip Vambery, ‘Reşit Efendi’ olarak paşa çocuklarına ders verir. Mektuplarında Türklere olan sevgisini çekinmeden ifade eden ‘kaşif’ Macaristan’da kabul edildiği Akademi Merkezi’nde Macarlar ile Türklerin aynı kökenden olduğuna dair araştırmalara girişir. Aslında Vambery bu araştırmasıyla Batılı zihniyeti yansıtıyor bir nevi. Sevilen ve yakın görülen bir toplulukla ‘aynı ırktan olma’ ihtiyacı.

Fakir bir seyyahken önce paşa konaklarına sonra da Yıldız Sarayı’na geçiş yapan Vambery, bir batılı olarak Osmanlı toplumuyla ilgili şu çıkarımı yapmaktadır: Osmanlı toplumunda sınıfsal hiyerarşi yoktur. Toplumun her kesiminden insan Saray’a kadar yükselebilir.

Sıcak denizlere inme hayalini, var olduğu günden beri sürdüren Rusya ile İngiltere Macar Vambery’i ajan olarak paylaşamazlar. Ancak Vambery , nefret ettiği Ruslar yerine İngiltere’yi tercih eder. Onun bu tercihinden Abdülhamit en iyi şekilde yararlanır.

Vambery; “Nefret ettiğim Rus ideolojisinden çok sevdiğim Osmanlı’yı uzak tutabilmek için İngilizler ile çalışmayı bir görev bildim.” der.

Padişah ve casusun tanışıklığı Vambery’nin Osmanlı ve hükümdar hakkındaki olumlu yazıları vesilesiyle olur. Çünkü Padişah, dış basını çok yakından takip etmektedir.

Casus olan güya Vambery’dir ama Abdülhamit İngiltere’nin diplomatik tutumuyla ilgili sürekli onun ağzından laf alır. Vambery de bunun farkındadır ve Padişah’ın ‘dolaylı’ mesajlarını kendi efendilerine ulaştırır.
Padişah’ın ‘kesin tarafsızlık ilkesi’ olarak tanımladığı siyaseti Vambery, ‘Bakir siyaset’ olarak tanımlar.

Ancak Padişah en iyi ayrıntısına kadar Avrupa siyasetinden haberdardır. Karar vermeden önce danışmanlarının fikrini alır. Onları tarttıktan sonra kendi fikrini oluşturur.

Mektuplar okunduğunda aslında İngilizler için casusluk yapma amacındaki bir adamın farkında bile olmadan Osmanlı casusluğu yaptığı Osmanlılara çalışır hale geldiği anlaşılıyor.

Yahudi kökenli bir Macar olan Arminius Vambery, Ttheodor Herzl ile II. Abdülhamit arasındaki görüşmeyi sağlayan kişidir. ‘Reşit Efendi’ takma adıyla Orta Asya içlerine kadar Türklerin yaşadığı bölgeleri gezer ve özellikle Türklerin sosyal yapıları hakkında araştırma yapar. Türkçe’yi çok iyi konuşması onun yabancı olduğunun anlaşılmasını önler.

Derviş kılığında çadırlarda yatar kalkar. İran’dan geçerken İngiliz istihbaratının ağına takılır. (Bu, İngiliz istihbaratının İran’a bakışının ne kadim olduğunun bir göstergesi). Sir Charles Alison ondan gözlemlerini bir an önce ‘kendisiyle paylaşmasını ister.

Benzer teklifi Rusya da yapmıştır ama Vambery, ‘Çarlık Rusya’sının tüm hazinelerini cebime doldursalar da Rusya’ya olan düşmanlığı silemezler’ demektedir. İngilizlere çalışma nedenini, çok sevdiği Osmanlı’yı Ruslar’dan korumak olarak açıklar.

İngiltere sömürge imparatorluğu olduktan sonra Osmanlı topraklarının bölünmemesinden yana tavır koymuştur. Böylece, gittikçe güçlenen Avrupa devletlerini bertaraf etmiş olacaktır.

İngiltere, sömürgesi Hindistan için Osmanlı’nın bütünlüğünü ister. Asya’da zayıf bir Osmanlı’yı güçlü bir Rusya’ya tercih eder. Rusya’nın sıcak denizlere inme sevdası da Osmanlı’yı İngiltere’ye yaklaştırır. Bu nedenle İngiltere Hıristiyan Ermenileri bile ‘gözden çıkarır’. Ermeni meselesinde taraf olmamak Vambery’nin mektup satırlarında açıkça göze çarpar.

Vambery’nin satırlarından:

“Ermeni devletinin kurulmasına yönelik her adımı İngiltere’nin yaşamsal çıkarlarına yönelmiş günahkar bir saldırı olarak nitelendiriyorum. Bu nedenle ister muhafazakar ister liberal olsun İngiltere’nin tüm vicdanlı devlet adamları Ermenilerin bu ham hayallerine dur demek zorundadırlar. İngiltere’nin insanlık aşkına Rum, Rumen, Sırp, Bulgar olaylarından bütünüyle ayrı olan bu talihsiz sorunu deşmesi hiçbir yarar sağlamayacaktır. Ermeniler ne kadar Avrupa tarafından şımartılırsa yerli Kürt halkından görecekleri tehlike de o oranla artacak.”

Vambery’in bazı satırları İngiltere’nin Kürt meselesine de kayıtsız olmadığını gösteriyor:

“Daha saçma bir öneri yarı göçebe Kürtleri Padişah’ın bir emriyle yerleşik kültüre sokabilmektir. Bu düşüncenin gerçekleşmesinin Ermenistan’ın düzen ve refahı açısından vazgeçilmez olduğunu kabullenmekle beraber önerildiği gibi kolaylıkla uygulanabileceğini hiç sanmıyorum. Rusların kazaklara yapamadıklarını fakir ve problemli Türkiye Kürtlere asla yapamaz. Ermenistan meselesine gelince Anadolu’da ırki ve coğrafi bakımdan bir Ermenistan’dan söz etmek mümkün değil. Avrupa böyle bir eyalet yaratmak istiyorsa işi çok zordur. Rum, Rumen, Bulgar ve Sırpların durumu seyrek gruplar oluşturan dağınık Ermeniler için taklide cesaret edilecek bir örnek olamaz.”

Sultan Hamit çevresine ne olduğu belirsiz kişileri toplayarak, onları düşmanlarına karşı kullanır. Rusya’ya karşı Tatar, Gürcü, Moğol ve Çerkez göçmenlerini kullanmakta.”

Vambery’e göre asiler hariç, Hıristiyanlar da dahil tüm halk Abdülhamit’i sevmektedir.

1900′lü yılların başlarında Osmanlı, Almanya ile yakınlaşır. II. Abdülhamit’i istediği ölçüde yanına çekemeyen İngiltere Ermeni meselesinde tavır değiştirir. Abdülhamit’in Panislamizm politikasına karşı bağımsızlık yanlısı Arap aydınları örgütler. İngiltere, öte yandan, yurtdışında kümelenen muhalif Jöntürkler’i de gözlem altında tutar. Vambery, Jöntürkler’in Abdülhamit’i devirmek için Ermeni milliyetçileriyle işbirliği yaptığını, hatta bu hedeflerine ulaşabilmek için İngiliz müdahalesine başvurmayı bile düşündüklerini ifade ediyor.

Osmanlı’nın Almanya’ya yaklaştığını düşünmek İngiltere’yi huzursuz etmekle kalmaz, sinirlendirir de. Bölünmemiş bir Osmanlı, ancak güdümlü yönetim İngiltere’nin tercihidir. Vambery, Jöntürkleri destekleme nedenini böyle açıklar.

Ancak Berlin demiryolu projesinin gündeme gelmesiyle Osmanlı’dan umut kesilir ve Vambery’nin raporunda şu satırlar yer alır:

”Padişah’ın inadı, gururu ve intikam hırsı İngiltere ile uzlaşma imkanını engellediğinden Londra bugünkü krizi yatıştırmak amacıyla çözümler aramak yerine imparatorluğun dağılmasını çabuklaştırmalı bağımsızlık yanlılarını ayaklandırmalıdır. Küçük rütbeli subaylar ve Babıâli memurlarının hemen hepsi nefret ettikleri herhangi bir harekete katılmaya hazırdırlar.”

Vambery Padişah’a en yakın paşaların dahi sterlin karşılığı İngiliz şirketlere iş bağlamaya çalıştığını da yazar.

Mektuplarda, tarihe ışık tutan en önemli ve çarpıcı ifade işe şudur:

Bu ülkede ordunun yıldıza karşı tutumundan daha fazla üzerinde durduğum ikinci bir konu yoktur. Türkiye’de ordu siyasi bir termometredir.

Bununla anlaşılacağı gibi, yabancı istihbaratlar ordu- siyasi idare ilişkisine hiçbir zaman kayıtsız kalmamıştır.

Vambery, Abdülhamit ile askeriye arasında var olan kadım gerginliği Abdülhamit’in şu sözleriyle ifade ediyor:

“Paşalarımın, sadece kendi şahsi menfaatlerini düşünen ve içlerinde zerre kadar vatanperverlik duygusu taşımayan aç gözlü saray dalkavukları ve iğrenç züppeler olduklarını pekala biliyorum, Allaha şükür ki şahsi kontrolümün gereğine bir an önce inandım, dizginleri elime aldım.”