Laikler için din bilgisi
Dünkü ‘tanrı mı, Allah mı’ yazısını yazmadan önce twitter’da küçük bir tartışma başlattım. Ve bir gerçeği çıplak gözle izleyebildim.
Türkiye’de gençler, inançları her ne olursa olsun din ve din/lerin temel kavramları konusunda çok eğitimsiz bırakılmışlar.
Laiklik konusunda çok hassas olduğunu söyleyenler, ‘tanrı’ kelimesinin bir cins isim olduğunu, Müslüman bireylerin Allah demeleri gerektiğini ifade etmeme çok şaşırdılar.
Tartışmada dindar olduğunu söyleyenlerin çoğu ise, gündeme kışlalardaki yemek duasında ‘tanrımıza hamdolsun’ denmesinin yanlış olduğunu, ‘Allahım’a hamdolsun’ denilmesi gerektiğini söyledi.
Sanırım dünkü yazıda, tanrı kelimesinin bir cins isim olduğunu, her dinin tanrı veya tanrılarının bulunabildiğini, yalnız başına tanrı kelimesinin belirgin bir tek ilaha işaret etmediğini anlatabilmişimdir.
Kışlalardaki yemek dualarına gelince…
Dünkü yazıda bu konuya değinememiştim. Ama ben, kışlalardaki yemek dualarında ‘tanrımıza hamdolsun,’ hitabının tam da bu yüzden doğru olduğunu düşünüyorum.
Çünkü o duayı, çoğunluğu Müslüman da olsa, birçok farklı dinden asker bir arada yapıyor. Farklı dinlerden insanlara
‘Allah’ıma hamdolsun,’ dedirtmek hem İslam dininin hem de demokratik laikliğin kurallarına uygun değil.
Ayrıca, duayı ettiren, ‘tanrımıza hamdolsun,’ diyerek herkesin kendi ilahını kendi adıyla anmasına vesile olabiliyor.
Sanırım katı bir durum da yok, ben duayı tekrarlayan erler arasında bu konuda hassas olanların, ‘Allah’ıma hamdolsun’ diye tekrarladığına çok şahit oldum.
İnancı, inançsızlığı, mezhebi, meşrebi ne olursa olsun; gençler arasında din kültürü konusunda genel bir yetersizlik olduğu açık.
Bu bizim de aynı sıralardan geçtiğimiz okullarda, din eğitiminin laik bir pozisyon almak endişesiyle sadece dua ezberletmekle sınırlandırılmasından kaynaklanıyor.
Ve fakat; din eğitimi imanı, inancı ilgilendiren bir eğitim değil sadece. İnsanlık medeniyetinin kültür müktesebatının büyük bir kısmını kapsıyor ve sadece inananları değil, inanmayanları da etkiliyor.
Dolayısıyla, laikliğin hakkıyla tesis edilebilmesinden, dış politikadan bankacılığa kadar birçok konunun doğru anlaşılabilmesi için din eğitiminin okullarda muhakkak surette zorunlu ve kapsamlı olması gerekiyor.
Dinler tarihi; tasavvuf ekolleri; din karşıtı hareketler; mezhepler ve meşrepler; kavramlar, simgeler ve semboller ayrıntılarıyla incelenmeli.
Bu sadece inananlar için değil; inanmayanlar için de yapılmalı. İnanmayanların da neye inanmadıklarını bilmesi, bir kültür mirasının bütününden mahrum olmaması gerekmiyor mu? Sanırım, sorun düğümlendiği yerde çözülebilir…
İslam’da ruhban sınıfı olmadığını ifade etmek için söylenen ‘din Allah ile kul arasındadır,’ sözünü söylendiği bağlamdan kopartılıp, bir tanım olarak sunulmasıyla kavramlar karışmaya başlamış olmalı.
Oysa öteki dünyada din yoktur. İnançtan ve imandan ibaret değil; sosyolojik anlamda inancın yaşanan halidir.
Öyle olmasa, camilere, Ramazan ve Kurban bayramlarına, cenaze namazına, imama ihtiyacımız olmazdı.
O halde, din inancın sosyal halidir ve İslam dininde bu sosyal olgunun içinde bir hiyerarşi, bir ruhban sınıfı yoktur, diyebiliriz. Örneğin imam, Allah nezdinde başka kullardan üstün değildir ve araya giremez.
Kavramları ve fikirleri tanımından, bağlamından koparttığımız, dini sadece iman konusuna indirgeyip kültürü ihmal ettiğimiz zaman ise bugün yaşadığımız karmaşayı yaşıyoruz.
Bazı dindarlar kışlalarda ‘tanrımıza hamdolsun’ diye dua edilmesin, istiyor… Oysa bu dine uygun…
Din eğitiminin yalnızca bir iman ve inanç konusu olmadığı, devletin inanan inanmayan herkese bu kültürü hakkıyla vermesi gerektiğini artık anlamak zorundayız.
Zira, dini bilmeyenin dindar da laik de olabilmesi mümkün değil.